Eskişehir'de "Yunus Emre Kültür Haftası"nın kutlandığı şu günlerde, biz de bir nebze bu mübarek zattan bahsetmek istedik...
Yunus Emre (rahmetullahi teâlâ aleyh) on üçüncü yüzyılda yaşamış, tasavvuf ehli ve halk şâiridir. Aslen Boluludur. Porsuk Çayı'nın Sakarya'ya karıştığı mahalde (Sarıköy) türbesi vardır. Tapduk Emre hazretlerinden feyz aldı. 843 [m. 1439]'de 80 yaşında vefât etti...
Yunus Emre hazretleri; şiirleri (ilâhileri) asırlar boyunca zevkle ve hayranlıkla okunan, yalnız bizde değil birçok ülkede de ilgi uyandıran müstesnâ bir şahsiyettir... Otuz seneden fazla Tapduk Emre hazretlerinin hizmetinde bulunmuş ve ondan feyiz almıştır. (Bâzı kaynaklar, Tapduk Emre'nin hem talebesi, hem de dâmâdı olduğunu kaydeder.)

"EĞRİ ODUN YAKIŞMAZ"
Senelerce hocasına dağdan odun taşıdı. Getirdiği odunlar gerilmiş ip gibi düzgündü. Hocası; "Ey Yûnus, bu ne iştir? Hiç eğri odun görmedim?" buyurunca; "Efendim, bu kapıya eğri odun yakışmaz" cevâbını verdi...
Bâzıları, Yûnus Emre'nin tahsil görmediğini ümmî olduğunu iddiâ etmekteyse de, şiirlerinden Arapçayı, Farsçayı, İslâm ilimlerini, İslâm târihini kısaca zamânının bütün ilimlerini iyi bildiği ve bir "Hak âşığı” olduğu anlaşılmaktadır.
Yûnus Emre'nin şiirlerinin çoğu atasözü hâlini almıştır. Meselâ dünyâ fâniliği hakkında milletin ağzında çok yaygın olan mısraları böyledir:
Mal sâhibi, mülk sâhibi,
Hani bunun ilk sâhibi?
Mal da yalan, mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan!..
İlimden, okumaktan maksadın hakkı bilmek olduğunu da şöyle anlatır:
Okumaktan maksat ne?
Kişi hakkı bilmektir!
Çün okudun bilmezsin,
Bu nasıl okumaktır?
İlim, ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsen,
Bu nice okumaktır?
Büyük mutasavvıf Niyâzî Mısrî, Yûnus Emre'nin ünlü şahsiyeti üstünde sekiz ay düşünüp çalıştıktan, hattâ rüyâsında görerek, onunla konuştuktan sonra şiirini tefsir edebildiğini söylemiştir.
Yûnus Emre, 3000 kadar şiir söylemiş, bunlar bir Dîvân hâlinde toplanmıştır. Molla Kasım isminde bir zat, eline geçen bu Dîvân'ı bir su kenarında okur. Kendince, dîne uygun bulmadıklarını yırtıp yırtıp suya atar. Böylece 2000 kadarını imhâ etmiştir ki, şu beyitle karşılaşır:
Derviş Yûnus bu sözü eğri
büğrü söyleme,
Seni sigâya çeken bir Molla
Kâsım gelir!..
Bu beyti okur okumaz Yûnus'un kerâmet ehli bir zat olduğunu anlar, ancak ne çâre ki geride 1000 şiiri kalmıştır...
"Yaratılmışı hoş gör, yaratandan ötürü" diyen Yûnus Emre, bütün insanlar, hattâ bütün canlı ve cansızlar Allahü teâlânın yaratığı ve mazharı olduklarına göre, soy, millet, renk, mevki ve refah farkı gözetmeksizin onlara merhamet etmek gerekir. Tasavvufun ve İslâmın bu yüce ilmini Yûnus Emre çok işlemiş, bu yüzden bütün çağlara ve milletlere hitap eden bir lisan hâline gelmiştir...

"Ben" demeseydin!..
Yunus Emre, Tapduk Emre Dergâhına kırk yıl odun taşır, sırtı yara olur. Ancak birçok dereceleri geçmesine rağmen, bunları kâfi görmeyip bir gün kendi kendine şöyle der:
"Bu kadar senedir çalışıyorum, hizmet ediyorum; niçin gereği gibi istifade edemiyorum!.."
Bu durum hocasına malum olur... Yine bir gün dağdan odun getirmeye gider. Odunları yükler sırtına, dağın tepesinden inerken yorulur ve dinlenmek için oturur. O sırada iri yarı bir delikanlı yanına gelir. 60'lık bir ihtiyar olan Yunus Emre'nin odununu alıp tepeden aşağı yuvarlar. Halbuki Yunus Emre'nin o odunları toplaması birkaç saatini almıştır...
Yunus Emre kızar ama sadece "Evladım ben genç olsaydım bu zulmü bana yapamazdın" diye söylenir. "Genç adam" gerçek kimliğiyle görünür! Yunus Emre bakar ki bu delikanlı, hocasıdır. Özür dilemeye başlar ama hocası der ki:
-Evet, kırk yıldır odun taşıyorsun, ama benlikten kurtulamadın, "Ben genç olsaydım" dedin, eğer "ben" demes eydin seni daha kısa zamanda yüksek makamlara eriştirirdik!..
HAKİKATLER
Ahmet Demirbaş