İnsanın, dünya, kabir ve âhıret olmak üzere üç hâli vardır. İnsan, Allahü teâlâya ibâdet ederse, dünyâda işlerini kolaylaştırır, kabirde ona acır ve âhırette de günâhlarını affeder.

Kabir, dünya ile âhıret arasında bir geçittir. Kabirde azâb vardır ve dünyâ azâbları gibi geçicidir, âhıret azâbları cinsindendir. Ömer bin Abdülazîz hazretleri, bir cenâzeyi defnettikten sonra oradan ayrılmaz. Yanındakiler, beklemesinin sebebini sorunca cevaben buyurur ki:

"-Kabir bana arkamdan, lisân-ı hâl ile şöyle seslendi:
-Ey Ömer bin Abdülazîz! Dostlarını ne yaptığımı hiç sormuyorsun dedi. Ben de;
-Söyle ne yaptın dedim. Bana;
-Onların kefenlerini yırttım, vücutlarını parçaladım etlerini yedim dedi. Tekrar şöyle seslendi:
-Ey Ömer bin Abdülazîz! Bana o dostlarının mafsallarını ne yaptığımı hiç sormuyorsun deyince;
-Ne yaptın? diye sordum. Bana;
-Onların ellerini kollarından ayırdım. Kollarını, pazularından, pazularını omuzlarından, kalçalarını uyluklarından, uyluklarını dizlerinden, dizlerini ökçelerinden, ökçelerini ayaklarından ayırdım dedi ve şöyle devam etti:

-Sen, kabirlere uğradığın zaman, dünyada iken zengin olanlara, 'zenginliğinizden ne kaldı', fakirlere de 'fakirliğinizden ne kaldı' diye sor. Yine onlara, dünyâda güzel güzel konuştukları dillerini sor. Ne oldu o konuşan dillere, niçin susuyorlar? Dünyânın güzelliklerini seyrettikleri gözlerine ne oldu, niçin şimdi bakmıyorlar, görmüyorlar? Hani nerede o nâzik bedenleri, nerede o güzel yüzleri. Bu çukurun kurtları onlara ne yaptı. Etlerine ne oldu. Niçin o yüzler toprak olmuş. Nerede o güzellikler. İşte onların uzuvları tamamen ortaya çıkmış, paramparça olmuş. Halbuki dünyada güzel bir hayatları vardı. Dünyaya dalıp, sâlih amel yapmadılar, âhireti unuttular. Fakat ölüm, kendilerini yakalayıverdi. Dostlarından ayrıldılar. Buraya, şu sessiz sedâsız yere geldiler. Vücutları çürüdü. Başları boyunlarından ayrıldı, âzâları parça parça oldu. Göz bebekleri yanaklarına akıp gitti. Ağızları kan ve irinle doldu. Kurtlar, böcekler, bedenleri üzerinde gezer oldu. Bir müddet sonra, kemikleri de çürüdü. Onlar, dünyadaki rahatlıklarını bırakıp, bu dar yere geldiler. Arkalarında bıraktıkları çocukları yetim kaldı...

Öyleyse, ey yarın bu kabirlerin sâkini olacak insan! Seni şu fâni dünyada aldatan nedir? Sen dünyâda devamlı kalacağını mı sanıyorsun? Elinde bir senedin var mı? Görmüyor musun, ölüm her gün birisine geliyor! Yoksa susuzluktan, terlere boğan o korkudan sana rahatlık ve teselli veren bir şey mi var? Keşke sen, o sert toprak üzerindeki hâlini bilseydin!

Ey insan! Rüyâda çeşit çeşit lezzetlere ve zevklere kavuşan bir insan gibi, dünyânın şu geçici faydalarıyla seviniyor, küçük ve basit işlerle uğraşıyorsun.

Ey gaflette olan insan! Gündüzün yanılma ve gaflet, gecen uyku içinde geçiyor. Sonunda pişman olacağın işleri yapıyorsun. Hayvanlar da dünyâda böyle yaşar!.."

Ömer bin Abdülazîz hazretleri, kabrin, lisân-ı hâl ile söylediği bu sözleri naklettikten sonra, ağlamaya başlar ve şöyle buyurur:

“HER CANLI ÖLÜYOR!..”
"Dünyâ ne kadar aldatıcıdır. Dünyâda üstün, kıymetli, makam ve mevki sâhibi olmak, hiç fayda vermiyor. Genç olan ihtiyarlıyor. Her canlı sonunda ölüyor. Birkaç günlük dünyâ hayatındaki geçici lezzetlere sarılıp, âhireti unutan, aldanmıştır. Hani, nerede bizden önce bu dünyâda yaşayanlar. Halbuki büyük şehirler kurmuşlar, derin kanallar kazmışlar ve barajlar yapmışlardı. Sıhhatlerine, güç ve kuvvetlerine aldandılar ve günahlar işlediler. Neticede toprak, onların bedenlerini yedi, vücutları kurtlara azık oldu..."

Ömer bin Abdülazîz hazretleri, bunları söyledikten sonra oradan ayrılır ve bir hafta sonra da vefât eder...

Netice olarak, her insân ölümü tadacaktır. Ölmek, dünyâ hayâtından ayrılmak demektir. Ölümden evvelki hayata dünya hayatı, ölümden sonraki hayata âhıret hayâtı denir. Âhıret hayâtı da; mezârdan kalkıncaya kadar kabir hayâtı, tekrâr dirildikten, Cennete veyâ Cehenneme gidinceye kadar kıyâmet hayâtı, sonuncusu da Cennet ve Cehennem hayâtı olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Cennet ve Cehennem ise sonsuzdur, âhırette bu ikisinden başka bir yer de yoktur...
osman ünlü makale