Doğru yolda gidenleri sevmek, onlarla tanışmak, görüşmek, onlar gibi olmaya özenmek, din büyüklerinin sözlerini işitmek, kitâplarını okumak, Allahü teâlânın ni'metlerinin en büyüklerindendir ve Onun ihsânlarının en kıymetlilerindendir. Peygamber efendimiz;
(El-mer'ü me'a men ehabbe) buyurmuştur ki anlamı;
(Kişi, dünyâda ve âhırette sevdiği ile berâber olur) demektir.
Bunun için din büyüklerini sevenler, onların bildirdikleri şekilde inanıp, amel edenler, dünyâda olduğu gibi, âhırette de onlarla berâber olur.

ESKİ BÜYÜKLERİN SÖZLERİ...
Allahü teâlâ, insanları doğru yola, bu din büyüklerinin sözleri, yazıları ile çağırıyor. Kullarını, kendisine yaklaşmak saâdetine, onların aracılığı ile ulaştırıyor. Allahü teâlânın beğendiği şeyleri öğrenmek, onlar vâsıtası ile kolaylaşıyor. Bu sebeple, o din büyüklerinin, ehl-i sünnet âlimlerinin gönderilmesi, elbette rahmettir, iyiliktir. O büyüklerin riyâzetleri, ibâdetleri, bütün sözleri ve ictihâdları, Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun idi. Hamdûn-ı Kassâr hazretlerine;
-Eski büyüklerin sözleri, bizim sözlerimizden daha tesirliydi. Bunun hikmeti nedir? diye suâl edilince, cevâbında;
-Onlar, Allahü teâlânın rızâsı, İslâmiyetin izzeti, yükselmesi ve nefislerinden kurtulmaları için konuşurlardı. Biz ise nefsimiz için, dünyâlık ele geçirmek ve insanlar tarafından kabûl görmek için konuşuyoruz. Böyle olunca, elbette sözlerimiz kimseye tesir etmez buyurmuştur.
Din büyüklerinin sözleri, kalb hastalıklarına ilâçtır. Onların, acıyarak bakışları, mânevî hastalıklara şifâdır. Talebelerini bir bakışla, dünyâ ve âhırete düşkün olmaktan kurtarırlar. Çok kıymetli, yüksek himmetleri, yardımları; kendilerini sevenleri, kötülüklerden, mânevî çukurlardan çıkararak, ilâhî ni'metlere kavuşturur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
"Allah adamları, kalb hastalıklarının tabipleri, doktorlarıdır. Bâtın, kalb hastalıklarının giderilmesi, bu büyüklerin tedâvîsi ile olur. Bunların sözleri ilâçtır, bakışları şifâdır. Onlarla berâber bulunanlar kötü olmaz. Onlar Allah adamlarıdır. Onlarla yağmur yağdırılır. Onlarla rızık gönderilir. Bâtın, kalb hastalıklarının en kötüsü ve kalb bozukluklarının başı, kalbin Hak teâlâdan başka şeylere bağlanmasıdır. Bu bağlılıktan, büsbütün kurtulmadıkça kalb selâmet bulamaz. Çünkü Allahü teâlâ, hiçbir yerde ortak istemez. Zümer sûresi 3. âyetinde meâlen;
(Biliniz ki, Allahü teâlâ için olan din, yalnız Onun için olan hâlis dindir) buyuruldu. Hele, şerîki, ortağı daha üstün tutmak, hayâsızlığın, alçaklığın sonu olur. Allahü teâlâdan başka şeyleri, Ondan dahâ çok sevmek, Onun sevgisi hiç gibi kalmak, ne büyük hayâsızlıktır! Hadîs-i şerîfte;
(Hayâ, îmânın bir parçasıdır) buyuruldu ki, bu hayâ bildirilmektedir.
Kalbin hastalıktan kurtulmasının, yani Hak teâlâdan başka şeylere bağlılığı kalmamasının alâmeti, işâreti, kalbin mâsivâyı büsbütün unutmasıdır. Hiçbir şeyi hâtırlayamamasıdır. Bir şeyi düşünmek için zorlansa, hiç düşünemez. Böyle bir kalbin herhangi bir şeye bağlılığı olamaz. Allah adamları yani velîler, kalbin bu hâline fenâ demiştir. Bu yolda birinci adım budur. Sonsuz olan nûrların görünmesi ve mârifetlerin, hikmetlerin gelmesi, bu zamân başlar. Fenâya kavuşmadıkça, hiçbir şey ele geçemez."

DİN HIRSIZLARINA ALDANMA!
Netice olarak, dünyâda rahata, âhırette de sonsuz saâdete kavuşmak için, ehl-i sünnet âlimlerini sevmek ve onların bildirdiği doğru yolda bulunmak lâzımdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri i'tikâttan, îmândan kıl kadar ayrılanların, kıyâmette azâbdan kurtulmaları imkânsızdır. Böyle olduğu, Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler ile, din büyüklerinin basîretleri yani kalb gözleri ile görmeleri ile anlaşılmaktadır. Yanlışlık ihtimâli yoktur. Bu din büyüklerinin kitâplarında bildirdikleri doğru yoldan kıl kadar ayrılanların sözleri ve yazıları, zehirdir. Hele dünyâlık toplamak için, dîni âlet ederek kitap yazanların hepsi, din hırsızıdırlar ve bunları okuyanların îmânlarını çalarlar. Bunlara aldananlar, kendilerini Müslümân sanıp namâz kılarlar ise de, îmânları çalınmış, gitmiş olduğundan namâzları ve hiçbir ibâdetleri, iyilikleri kabûl olmaz, âhırette de işe yaramaz.
Gönül Pınarı
Osman Ünlü