İstanbul, sen yıllarca güzelliğin diğer adı oldun. Yıllar boyunca kaç gamlının yüreğini dağladın, kaç aşık gözyaşı döktü sahillerinde, kaç gönlü kırık Boğaziçi gurublarında şiirlerin yakan girdabına kapıldı? Üsküdar’da, Çamlıca’da, kim bilir kaç hisseden gönül, muhabbete dair fırtınalar yaşadı duygularında?

Sen; tarih boyunca bizim, mest eden rüyamız, başkalarının kabusu oldun. Yüzlerce gönül dostu, toprağın altında yeniden filizlenmeyi bekliyor. Yeniden fetih tomurcukları açsın diye, kim bilir kaç şehit efsunlu soluklarıyla dua ediyor?

Bu akşam mehtapta garip bir hal var. Kendi karanlığımızda boğulurken dizlerimizde hilali sulardan kurtaracak güç kalmamış. Martılarına söyle; kanatlarına karanlıkları yükleyip ötelere götürsünler.

İstanbul; sen bizim için hala, teliyle duvağıyla efendisini bekleyen bir geline benziyorsun. Elinde gül kurusu mendiliyle arz-ı endam eden, hüzünlü, mavi gözlü bir gelin...

Ölüm düşüncesi başından eksik olmasa da ürkek güvercinler gibi endişen yeri göğü sarsa da, dünyanın bir an bile aklından çıkarmayacağı, dudağından düşürmeyeceği bir destansın.

Sultanahmet’ in ihtişamı karşısında efkar, Ayasofya’ ndan bulut bulut yükselirken, ciğerinin yandığını, koynunda alışık olmadığın günahlar işlenirken içinin parçalandığını biliyoruz.

Üzülme nazlı güzel! Başındaki fetih tacı içindeki Fatih sana yeter. Fatih’ in huzurunda utanırken, boynumuzu bükerken, dualarımız hep senin içindi. Sılada oğlunu bekleyen ananın Hakk’a yalvarışı gibi, avuçlarımız senin için açıldı. Şimdi bize en çok yakışan ağlamaktır, biliyoruz. Yarım hatıraları tamamlayacak gücümüz var mı? Avuçlarımıza dökülen gözyaşlarımız,fetih tomurcuklarının açması için yeter mi?

Sen de Süleymaniye’nden yükselen ezanlar hürmetine bize dua et, içimizden koparılan çiçeklerimiz tazelensin. Bahar, ufkumuza lalelerle, sümbüllerle tebessüm etsin. Yine alış verişlerde, “Güller alınsın, güller satılsın, gülden teraziler kurulsun.”

Bizler hayallerimizin çalındığını yeni farkettik; gemilerine söyle; batan düşlerimizi geri getirsinler.

Bizi misafir ettiğin on gün boyunca sana içimizi döktük. Adalarındaki yabancı ellere bakarken kelimelerimiz dudaklarımızda düğümlendi. Mabetlerin, sarıklı mezar taşlarının önünde ruhumuzdan demet demet Fatihalar döküldü. “Seninle gönlümüzde bir yağmur başladı, iplik iplik. Yüreğimize güzellikler doğdu şiirden”.

Seni tanıdık, seni yaşadık, seni hissettik...

Hüzünlerimiz sevdandan naralar atarken, içimizi ateşlere verirken, hepimizin dudaklarından şunlar döküldü:

“Bir gün sabırsızlıkla beklediğin seferdeki efendin dönecek. Biz de döneceğiz. 0 zaman başımız dik, içimiz rahat olacak. Saha rüzgarı gibi içimize eseceksin, yağmur olup gülşenimize yağacaksın ve daima bizim olarak kalacaksın.

Allahaısmarladık İSTANBUL.