3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Âile müessesesi ve eşlerin karşılıklı hakları

  1. #1
    Hiç
    Üyelik tarihi
    Jun 2012
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.187
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    54
    71 Konusuna 82 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Âile müessesesi ve eşlerin karşılıklı hakları

    Bugün ve yarınki makâlelerimizde, çok kısa olarak “Âile” müessesesini ve âile fertlerinin, özellikle eşlerin (karı-kocanın) birbirleri üzerindeki haklarını ele almak istiyoruz...
    Şüphe yok ki, insanlık “Âile” ile başlar. Yüce kitâbımız Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği gibi, bu âile, bir erkek ile bir kadından ibârettir. İlk insan ve ilk Peygamber Hazret-i Âdem ile eşi Hazret-i Havvâ, yeryüzünde bulunan ve İlâhî vahiy ile terbiye edilmiş olan ilk âiledir. İnsan nesli (soyu) onlardan çoğalmıştır. Eski ve köklü bir müessese olan âile, değişik yer ve zamanlarda değişik görünüşler kazanmasına rağmen dâimâ var olmuştur.
    Bugün yeryüzünde rastladığımız farklı renklere, kültürlere, milletlere ve gruplara rağmen, insanlar temelde bir tek âilenin çocuklarıdırlar. İlmin kesin olarak ortaya koyduğu husûs, farklı ırklara, renklere, kan gruplarına ve iskelet yapılarına rağmen, bütün insanların bir ana-babadan çoğaldıklarıdır.

    MİLLETLER VE KABİLELER...
    Hucurât sûresinin 13. âyet-i kerîmesinde mealen: “Ey insanlar! Biz sizleri, bir erkek ile bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabîlelere ayırdık...” buyurulmaktadır.
    “Nikâhlanıp, evlenerek bir araya gelen erkek, kadın ve çocuklardan meydâna gelen en küçük topluluk” olan “Âile”ye ve kadına, mukaddes dînimiz İslâmiyette ve târih boyunca kültür ve medeniyetimizde, çok büyük önem verilmiştir. Âilenin temelinin çok sağlam olarak atılması gerektiği vurgulanmıştır.
    Ma’lûmdur ki, insanlar cemiyet hâlinde yaşamak mecbûriyetindedirler. Bu cemiyetin en küçük birimi âiledir. Bu bakımdan âile, toplumun temel taşıdır. Âile, insanların doğup büyüdüğü, yetişip geliştiği ve terbiye gördüğü topluluktur. Bu, topluluğun küçük-büyük fertlerinin olgunlaştığı, bir hayât okuludur. Âile içerisinde her ferd, birbirinin bilgi ve tecrübesinden faydalanır. Bu faydalanma bir ömür boyu devâm eder.
    İslâmiyet, ahlâk ve ilme en büyük kıymeti verip, câhilliği ve ahlâksızlığı reddeder. Onun için her anne ve baba, çocuğuna ilmî, ahlâkî ve dînî görevlerini öğretmelidir. Öğretmezlerse mes’ûl olurlar.
    Çünkü her çocuk sevmeyi, sevilmeyi, saygıyı âilede öğrenir. Disiplin ve düzenli hayâta burada alışır. Allahü teâlâya inanmayı, Peygamber sevgisini, vatan-millet aşkını, gelenek ve göreneklerine saygıyı hep burada öğrenir...
    Âileden gâye, neslin devâmını sağlayan çocuktur. İnsanın öldükten sonra iyilikle anılması için; topluma faydalı bir eser veya faydalı bir ilim yahut hayırlı evlât bırakması gerekir. (Bu konuda bir hadîs-i şerîf de var.) Her şey bitip unutulduğu hâlde, bunlar unutulmaz ve ölen insanın hayırlı işinin devâmını temîn eder. O hâlde çocuğun örnek şekilde yetiştirilmesi, anne ve babanın ortak vazîfesidir. Anne çocuğunu bizzât emzirip büyüttüğü, devâmlı iyi ahlâkı anlattığı gibi, bunların ev, yiyecek, giyecek ile maddî ve manevî ihtiyâçlarını karşılamak da önce babanın vazîfesidir.

    İTAAT?VE?HÜRMET...
    Çocuklar küçük olsun, büyük olsun anne ve babalarına itâat ve hürmette kusûr etmemelidirler. Onların tecrübelerinden istifâde etmelidirler. Hayâtın çeşitli zorlukları içinde onları büyütüp, her sıkıntıya katlanan anne ve babalar, her bakımdan hürmet ve itâate lâyıktırlar. Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Allahü teâlâya ibâdet ediniz” buyurulduktan sonra, “Anne-babaya iyilik ediniz” (Bakara sûresi, 83) diye emredilmiştir. Yine onlara “Öf!” demek bile (İsrâ sûresi, 23) yasaklanmıştır.
    Âile fertleri, toplumun en küçük yapı taşlarıdır. Âile, ne kadar sağlam olursa, toplum o derece güçlü temeller üzerine kurulmuş olur. Şu bir gerçektir ki, bir milleti yıkmak isteyen iç ve dış düşmanlar, ilk tahrîbâtlarına âileden başlarlar.
    Gerek erkek, gerek bayan, ahlâkî değerlere ne kadar sâhip çıkarlarsa, âile müessesesine ne kadar önem verirlerse ve bunu yaşatmaya çalışırlarsa, fuhuştan, zinâdan, bütün gayr-i meşrû ilişkilerden ne kadar uzak dururlarsa, o kadar sağlam bir âile yapısı kurulur ve cemiyet de o derece sağlam olur. Tabîî ki millet de son derece sağlam olur; bu milletin teşkîl ettiği devlet de o derece uzun ömürlü olur...
    http://www.turkiyegazetesi.com/makal...aspx?id=539708İSTİKAMET
    Ramazan Ayvallı


  2. #2
    Hiç
    Üyelik tarihi
    Jun 2012
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.187
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    54
    71 Konusuna 82 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Çocuklarımız, istikbâlimizin teminâtıdır

    Aile, cemiyetin temel taşı ve âilenin meyvesi olan yavrularımız, çocuklarımız, torunlarımız, körpe dimâğlar da istikbâlimizin temînâtı ve âtîdeki ümîdimizdir. Onlara ne kadar hizmet versek azdır; zîrâ azîz vatanımız, asîl milletimiz ve ebed-müddet devletimiz sağlam bir şekilde onların omuzlarında yükselecektir.
    Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm; “Bütün çocuklar, fıtrat üzere (ya’nî Müslümânlığa uygun ve elverişli olarak) dünyâya gelirler. Sonra bunları, anaları-babaları, Yahûdî veya Hıristiyân yâhûd Mecûsî yaparlar” buyuruyor.
    Burada, Müslümânlığın yerleştirilmesinde en mühim işin, çocukların ve gençlerin iyi terbiye edilmesi olduğunu görüyoruz. Yine bundan anlaşılıyor ki, bir çocuğa Yahûdîlik telkîn edilirse, Yahûdî olabilir. Hıristiyânlık ta’lîm edilirse, Hıristiyân olabilir. Mecûsîlik aşılanırsa, Mecûsî (ateşperest) olabilir. Ama İslâmiyet öğretilirse, temiz fıtratı devâm eder.
    Çocuklar, millî ve ma’nevî değerlerimizi, Allahü teâlâya inanmayı, Peygamber sevgisini, büyüklere hürmeti, vatan-millet aşkını, “Ezân” ve “Bayrak”a saygıyı, gelenek ve göreneklerini hep âilede öğrenirler...
    Anne ve baba, kız ve erkek çocuklarını devâmlı gözetmeli, bilhâssa onları kötü arkadaştan korumak için çok gayret göstermelidirler. Kötü arkadaş, çocuğun en büyük düşmânıdır. Ama kötü arkadaş kimdir? Gazete, Dergi, Kitap, Radyo, Televizyon ve İnternetin kötüleri de kötü arkadaş mesâbesindedir.
    Dârul-Fünûn müderrislerinden (İstanbul Üniversitesi eski profesörlerinden) Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (rahmetullahi aleyh) de buyuruyor ki: “Evlât büyük ni’mettir. Ni’metin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için pedagoji ya’nî çocuk terbiyesi, İslâm dîninde çok kıymetli bir ilimdir. O hâlde her Müslümânın birinci vazîfesi, evlâdına dînini, îmânını, Peygamberini ve kitâbını (Kur’ân-ı Kerîm’i) öğretmektir.”
    İşte bütün bunlardan anlaşılıyor ki, eğitimde işin esâsı, hem kendisine, hem âilesine faydalı; hem de milletine, vatanına ve devletine faydalı unsurlar meydâna getirmektir. İşte millî eğitimimizdeki ana hedef de bu olmalıdır.

    EŞLERİN KARŞILIKLI HAKLARI
    Mukaddes dînimiz İslâmiyete göre her insan, elinin altında bulundurduğu kimselerin her türlü hukûkundan, eğitim ve öğretiminden, terbiyesinden sorumludur.
    Ma’lûmdur ki hayırlı işlerin birincisi ve en önemlisi, çoluk-çocuğuna İslâmiyet’i öğretmektir. Her Müslümânın bu birinci görevi hemen yapması, yarınlara bırakmaması gerekir. İslâmiyet, ahlâk ve ilme en büyük kıymeti verip, câhilliği ve ahlâksızlığı reddeder. Onun için her anne ve baba, çocuğuna ilmî, ahlâkî, millî ve dînî görevlerini öğretmelidir. Öğretmezlerse, âhirette mes’ûl olurlar. Çünkü her çocuk sevmeyi, sevilmeyi, saygıyı burada öğrenir. Disiplin ve düzenli hayâta burada alışır.
    Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:
    “Ey îmân edenler, kendinizi ve çoluk-çocuğunuzu öyle bir ateşten koruyun ki, onun tutuşturucusu insanlarla taşlardır...” [Tahrîm, 6]
    Peygamber Efendimiz de buyurmuşlardır ki:
    “Hepiniz çobansınız/görevlisiniz ve elinizin altındakilerden sorumlusunuz. İmâm/Yönetici çobandır ve emri altındakilerden sorumludur. Erkek âilesinin çobanıdır ve âilesinden sorumludur. Kadın, evinin çobanıdır, o da elinin altındakilerden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malından sorumludur ve elinin altındakilerden sorumludur.” [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî]
    Peygamber Efendimizin Vedâ Hutbesindeki nasîhatlerinden biri: “Kadınlarınıza eziyyet etmeyiniz! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emânetidir. Onlara yumuşak davranınız, iyilik ediniz” şeklinde olmuştur.
    Başka bir hadîs-i şerîflerinde de; “Cennet anaların ayakları altındadır” buyurarak, kadını korumada eşsiz bir hassâsiyet göstermiştir.
    Erkeklerin kadınlar üzerinde meşrû sûrette hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Âile içinde kadın ve erkeğin birbirlerini anlayıp hoşgörü sâhibi olmaları, âile saâdeti için şarttır. Karşılıklı saygı ve vazîfelerin ne olduğunun bilinmesi, yuvanın huzûrlu olması için önemli husûslardır...
    http://www.turkiyegazetesi.com/makal...aspx?id=539845İSTİKAMET
    Ramazan Ayvallı


  3. #3
    Bismillah
    Üyelik tarihi
    Mar 2018
    Mesajlar
    1
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    0
    0 Konusuna 0 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    2

    Standart Âile müessesesi ve eşlerin karşılıklı hakları

    In my opinion you are not right. I am assured. Write to me in PM, we will talk. .

Benzer Konular

  1. Eşlerin karşılıklı vazîfeleri...
    By bulut_bey79 in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13-10-12, 22:23
  2. Mutlu Bir Aile İçin
    By allaha_kul_58 in forum Aile
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 17-09-12, 22:33
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03-03-11, 12:13
  4. Ahir zamanın aile tipi
    By Nihade in forum Aile
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 20-05-09, 18:04
  5. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 13-03-07, 23:36

Members who have read this thread: 6

Bu Konudaki Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •