Hüzün…

Hasret

Ve umut!…

Bir Anadolu kilim’inin üstündeyim şimdi.
Bugün.

Zor gün.

Ağlamaklı oluyor gözlerim.
Sonra keskin bir dönüşle umut olup akıyor yüreğime doğru.
Yüzyıllarca sevdanın sözcülüğünü yapan kilimlerin üstünde oturuyorum işte.
Mahçup Anadolu kızının sesine ses olan kilimlerin üstünde.
Tüm desenlerin ayrı bir anlamı olduğu ve görmesini bilen gözler için herbiri ayrı birer işaret taşıyan kilimlerin üzerinde.
Desenlerle konuşan, renklerle haykıran kilimlerin.
“Küpe” motifini işlenmişse, “evlenebilirim” demek olan, gül dokunmuşsa “sevgililer sevgilisine” adanan kilimlerin…
Pek güzel olduğu söylenemez bu kilimin oysa. Belki de dikilirken önemsenmedi, geçiştirildi. Veya ben bugün böyle hissediyorum. Fakat kilimler genel mana’da Anadolu kadınının duygusal yanı oldu hep. İnce bir zevki yansıttı tüm yüreklere.
Estetik bir kaygıyı yansıttı.

El emeği, göz nuru ve gönlün aynası oldu.

Yerleştirildiği her yere yakıştı kilimler. Saraylara da süs oldu, çoban evlerine de…
Fakat değişen ekonomik şartlar ve özellikle televizyon, yüzyılların geleneğini bitirme noktasına getirdi malesef.
Reklam panoları
Ve
Televizyon ekranları aydınlatıyor bu şehri
Çok yakın bir zamana kadar uzun kış gecelerinin zevkli bir uğraşı olan kilim, yerini televizyon dizilerine bıraktı artık.

Yalan dizilere, sanal dizilere.

Artık utangaç Anadolu kızlarını göremiyoruz kilim dokurken.
Belki de buradan görünmüyordur, bilemiyorum.
Genç kızlar çeyizlerini mağazadan aldıkları halılarla oluşturuyorlar artık. Duygudan yoksun makina halılarını, el emeği kilimlere tercih ediyorlar malesef.
Hayatımızın her tarafını sarıyor sanal dünya’lar…
Sanal aşklar…

Sanal yalanlar…

Sanal iftiralar…

Sanal sevdalar…

Ve şimdi;
Sandıklarına saklanan güzellikler müzelerin süsü oluyor…
Geleneğin en güçlü seslerinden biri daha susuyor.
Kilimlerimiz susuyor.