Sayfa 1/4 123 ... SonSon
38 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Mevlana Köşesi...

  1. #1
    Forum Görevlisi Nihade - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.883
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    508
    203 Konusuna 247 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    34

    Standart Mevlana Köşesi...

    MEVLANA DA CİDDİ DEĞİŞİM;

    642 yılına gelindiğinde Mevlana’da ciddi değişim oluyor. Varlığında kendini kaybettiği Şemsi Tebrizî ile tanışıyor. "O neredendir, nerelidir, biz onu bilmiyoruz." diyen Mevlana, odunun ateşte yandığı gibi onun karşısında yanıyor. Şeyhi ona: "Anadolu’ya git. Orada ciğeri yanık, kalbi susamış biri var, onu aydınlat gel." dedi. Tebriz, Bağdat, Ürdün, Kayseri, Şam derken bir pazartesi Konya’ya geldi.

    Bir gün Mevlana’nın ata binmiş olarak geldiğini, etrafında insanların faydalanmak için bir şeyler sorup öğrendiklerini gördü. Şems ilerleyerek Mevlana’nın önüne gelip durdu, ve:

    "Riyâzat ve ilmin amacı nedir?" diye sordu.

    Mevlana da:

    "Şeriat ve edebi bilmektir." dedi.

    Şems:

    "Hayır, amaç; bilinene ulaşmaktır.” dedi ve Hakim Senâî’nin şu şiirini okudu:

    "İlim seni senden korumuyorsa,

    Cahillik, o ilimden çok daha iyidir."

    Rengi sararan, şaşıran Mevlana, Şems’le beraber gittiler ve altı ay baş başa kaldılar. Bu sürenin sonunda; okutan, vaaz eden, fetva veren Mevlana, yeni okumaya başlayan talebeye döndü. Oğlu Veled şöyle diyor:

    "Şeyh üstad; yeni öğrenen bir talebeye döndü,

    Her gün onun huzurunda ders okuyordu.

    Gerçi ilimde ve zahidlikte en yetişkin biri idi ama,

    Güzel koku gösteren yeni bir ilim bulmuştu o."

    Mevlana’nın kendisi de bu birliktelikten sonra şöyle diyor:

    "Şemsi Tebrizi bize hakikat yolunu gösterdi.

    Onun gelişinin feyz ve bereketi ile biz iman taşıyoruz."

    Şems gidiyor

    Bu durum Mevlana’nın hoşuna gidiyor ama, bu durumdan rahatsız olanlar da vardı. Nitekim kendisinden ilim tahsil eden, sohbetlerinden faydalanan talebeleri, her ne kadar Mevlana’ya bir şey diyemiyorlarsa da kendi aralarında ileri-geri konuşuyorlar ve Şems’e karşı tavır alıyor, hatta kin besliyorlardı.

    Olayı fark eden Şems, bir gün aniden kayboldu. Gitmesinden iyilik bekleyen talebelerine ikinci bir şok geldi. Hiç olmazsa muayyen zamanlarda görüp, dinledikleri Hz. Mevlana’yı hiç göremez, görseler bile dinleyemez oldular.

    Mevlana’daki bu durum Şam’dan, Şems’in mektubu gelene değin devam etti. Mevlana da Şems’e şiirler gönderiyordu:

    “Senin bizi terk ettiğin günden beri;

    Huzurumuz tadımız kalmadı, muma döndük.

    Bütün gece boyu mum gibi yanıyoruz.

    Onun ateşinden uzak, baldan da mahrumuz.

    Ey Şems, Ermenistan ve Rum’un kendisi ile övündüğü sen!

    Akşamım, senden dolayı sabah gibi aydınlandı.”

    Bu arada, Mevlana’ya, Şems’e karşı muhalefetler son buldu diye güven gelince, Şems’i, getirmek için oğlu Veled’i Şam’a gönderdi.

    Nefislerin öldürülmesi gereken tarikat ekolünde bu tip hasetlik olaylarının cereyan etmesi ne acı.

    Şems geldi. Ortalık durulmuş gözüküyordu. Öyle de oldu. Hakkında olumsuz düşünen birçok kimse gelip özür dilediler. Mevlana’nın Şems’e olan bağlılığı daha da arttı. Bu defa düşmanlık içteydi. Yani Mevlana’nın oğlu Alaaddin, kardeşi Veled’i çok sevdiğinden dolayı Şems’e kızıyordu. Bu durumu fark edenlerin kışkırtmalarını değerlendiren Alaaddin’in tavrı kötüleşti.

    Fark ettiği bu durumu Veled’e şöyle ifade etti:

    "Bu adamların hareketlerinden dolayı bir daha kimsenin göremeyeceği, bulamayacağı bir yere çekip gideceğim."

    Diğer taraftan Şems’e karşı kin ve düşmanlık yine nüksetti. Bu durumu bilmesine (sezmesine) rağmen Mevlana’nın gerekli önlemi almaması da dikkat çekici. Bir müddet sonra da ortadan kayboluyor. Mevlana bu olayı,

    "Ansızın herkesin ortasından kaybolup gitti.

    Herkesin gönlündeki karanlıklar gitsin diye."

    şeklinde dile getiriyor.



    Seyahat ve Sükunet

    Şems’in kayboluşu Mevlana’yı perişan etti. Önceleri sadece benimsediği "Semâ"yı, artık hayatının parçası haline getirdi. Gizli-açık bağırmalar, zamanlı-zamansız semalar ve ardından en yankılı gazeller bu dönemde oluştu. Şayet birisi Şems’i gördüğünü söylese sırtındaki giysiyi hediye ediyordu.

    Mevlana seyahate çıktığında onu tanıyan herkes bu durumuna şaşırıyor, “Mevlana gibi bir zatı bu duruma düşüren Şems nasıl birisidir.” diye.

    Şam’da da izine rastlayamadı. Onun için: "Ben ve Şems, iki ayrı varlık değiliz. O bir güneşse ben bir zerreyim; o bir denizse ben bir damlayım. Zerrenin varlığı güneştendir, damlanın ıslaklığı denizdendir. Öyle ise arada ne fark vardır." Demek sureti ile teselli olmaya çalışıyordu. Bir müddet sonra tekrar Konya’ya döndü. Döndü dönmesine ama içindeki aşk onu durdurmuyordu. Gene cezbe galip gelerek tekrar Şam’a gitti. Artık tamamen ümidini kaybeden Mevlana bu sefer şöyle demeye başladı: "Ben kendim Şems’in aynıyım. Dolayısıyla onu aramak yerine kendimi aramalıyım." Sonra Konya’ya sükunet içinde döndü.



    Tekrar göreve dönüş ve vefatı

    Mevlana sükunet sağlayıcı seyahatinden döndükten sonra, önce Şeyh Selahaddin Zerkub’u, daha sonra Hüsameddin Çelebi’yi kendisine halife (yardımcı) seçerek vazifesini yapmaya çalıştı. Özellikle şunu belirtmek gerekir ki, Mesnevi’nin yazılmasında en büyük pay sahiplerinden birisi Hüsameddin Çelebi’dir.

    Kendi seyrinde devam eden çalışma sürerken Mevlana hastalandı. Ziyaretine gelenlerden birinin: "Allah acil şifalar versin, tamamen sıhhate kavuşacağınızı umuyorum." demesi üzerine Mevlana: "Artık şifa size mübarek olsun. Aşık ile maşuk arasında kıl payı kadar fark kaldı. Onun da kalkmasını ve nurun nura katılmasını istemiyor musun?" dedi.

    Nitekim 68 yaşında iken Hakk’ın rahmetine kavuştu. Konya’da yer yerinden oynadı. Müthiş bir katılımla cenaze bugünkü Mevlana türbesinin bulunduğu yere defnedildi.

    RABBİM BÖYLE DOSTLUKLAR NASİP ETSİN BİZLERE!!!
    Gerek yok her sözü, laf ile beyana.. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana...

    Hz. Mevlana



    Zikrullah, öyle bir kaledirki hem zahir düşmandan,hemde batın düşmandan korur.
    Mahmud Ustaosmanoğlu (k.s)




    Ey insan Kerim olan Rabbi'ne karşı seni ne aldattı? (İnfitar-6)

  2. #2
    Forum Görevlisi Nihade - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.883
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    508
    203 Konusuna 247 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    34

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    MESNEVİ’DEN

    İnsanda yüzlerce benzeyiş, yüzlerce iz, sembol vardır. Fakat dünya işlerine dalmış, vicdanı nasırlaşmış azgınlar bunları nereden görecekler, nasıl bilecekler?

    Allah’ın güneşinin nuru ile aydınlanmayan, karanlıklara dalmış gönül evleri de vardır.

    O gönül evleri Yahudilerin canları gibi dar ve karanlıktır. Sevgi bağışlayan Allah’ın zevkinden, manevi lütfundan mahrumdur.

    Böyle bir gönülde ne güneşin nuru parlar, ne sahası genişler, ne de kapısı ma’rifete ve hakikate karşı açılır.

    Senin için böyle bir gönülden, mezar daha iyidir. Sen şimdi karanlıklar içinde kalmış, nursuz, daracık gönlünün mezarından çık, kurtul!

    Aslında sen ölü değilsin! Sen bir dirisin. Senin bu daracık gönül mezarın nefesini daraltmadı mı? Yani böyle daracık bir gönülle nefes alamaz hale gelmiyor musun?

    Sen vaktinin Yusuf’usun. Gökyüzünün güneşsin. Şu beden kuyusundan, şu karanlık dar zindandan çık, güzel yüzünü göster!

    Senin Yunus gibi olan ruhun, balık karnı gibi olan bedeninde türlü sıkıntılar içinde kavruldu, pişti. Onun Allah’ı tesbih etmekten başka kurtuluşu yoktur.

    Eğer Yunus balığın karnında Hakk’ı tesbih etmemiş olsaydı, kıyamette ölülerin dirileceği güne kadar orada mahpus kalırdı. O zindandan çıkamaz, kurtulamazdı.

    Hz.Yunus, ettiği tesbih bereketiyle balığın karnından kurtuldu. Tesbih nedir? “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” gününün belirtisi, delili…

    Eğer senin ruhun o can tesbihini unuttu ise, şu balıkların tesbihine kulak ver!

    Gönül gözü ile Allah’ı hisseden, yarattığı eserlerde O’nun kudretini, yaratma gücünü gören Allah’a mensuptur. O’nun dostudur. O vahdet denizini müşahade eden de, o denizin balığıdır.

    Bu dünya da denizdir. Beden de o denizin balığıdır. Ruh ise ilahi nuru görememiş, perde arkasında kalmış Yunus gibidir.

    Beden balığı içinde mahpus olan ruh, Allah’ı tesbih ederse, balıktan kurtulur. Yoksa balığın karnında sindirilir, yok olur gider.

    Bu denizde can balıkları çoktur. Sen görmüyorsun, ama onlar senin etrafında uçuşup duruyorlar.

    O balıklar kendilerini sana çarpıyorlar. Gözünü aç da onları açıkça gör!

    Sen can balıklarını açıkça göremiyorsun, elbette onların tesbihlerini işitmişsindir.

    Senin işittiğin tesbihlerin ruhu sabretmektir. Sen de başına gelen musibetlere, belalara sabret ki, en doğru dürüst tesbih budur.

    Hiçbir tesbih sabır derecesine varmamıştır. Sabret ki, sabır neşenin, ferahlığın anahtarıdır.

    Sabır sırat köprüsüne benzer, cennetse öbür taraftadır. Her güzelin yanında çirkin bir lala vardır.

    Laladan kaçarsan güzeli de göremezsin. Çünkü lala güzelden hiç ayrılmaz.

    Ey hafif bir şeyden kırılan sırça gönüllü! Sen sabrın zevkini, hususiyle Hakk’a kavuşmak için çekilen sabrın, sıkıntının tadını ne bilirsin?

    Gerek yok her sözü, laf ile beyana.. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana...

    Hz. Mevlana



    Zikrullah, öyle bir kaledirki hem zahir düşmandan,hemde batın düşmandan korur.
    Mahmud Ustaosmanoğlu (k.s)




    Ey insan Kerim olan Rabbi'ne karşı seni ne aldattı? (İnfitar-6)

  3. #3
    Forum Görevlisi neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    adana
    Mesajlar
    2.811
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    490
    279 Konusuna 336 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    44

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    Ey hafif bir şeyden kırılan sırça gönüllü! Sen sabrın zevkini, hususiyle Hakk’a kavuşmak için çekilen sabrın, sıkıntının tadını ne bilirsin..?

    Allah’ım, nefislerimizi Sen’den gâfil olmaktan koru!..
    Yoldan çıkanlardan değil, yola revân olanlardan eyle bizi!
    Hatalarımıza bakıp da, bizleri gözden çıkarılanlardan eyleme!

    “Rabbim!
    Eğer Sen’in merhametini yalnız sâlih kullarının ümid etmesi gerekiyorsa mücrimler kime gidip sığınsınlar? Ey ulu Allâh’ım!
    Eğer Sen yalnız has kullarını kabul ediyorsan mücrimler kime gidip yakarsınlar?”
    Ve:
    “Çiçekler güneşli ve ıslak yerlerde açar.” derken Hz. Mevlânâ, nasıl davetkâr hüznün ve ümidin iç içe dönüp durduğu tevbe kapısına:
    «Gel!...» demede, «Ne olursan ol, gel!»
    Zira tevbe kapısı açık herkese… Tevbe edeceksen gel… O kapıya gelmek de bir nasib işte!

    * * *
    Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
    Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla, Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
    Neyse, o olmalı insan...
    Kendisi olmaktan korkmamalı! Kendisi olmaktan kaçmamalı!
    Bil ki, sensin diye seni bırakmam;
    ama
    Ben olduğum için bırakırsan beni,
    Yas da tutmam arkandan!


  4. #4
    Hiç erfehsend - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    1.564
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    7
    183 Konusuna 205 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    29

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    Allahım biz ne zaman yanacagız....korkuyorum ki sadece sevdigimizle kalacagız...
    GAFLETİ EYLE HEBAA

  5. #5
    Forum Görevlisi neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    adana
    Mesajlar
    2.811
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    490
    279 Konusuna 336 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    44

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    zaten mühim olan muhabbetin kalması...o da olmasa halimiz duman ! ama,hamdolsun ki:
    المرءت مع من احب
    Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
    Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla, Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
    Neyse, o olmalı insan...
    Kendisi olmaktan korkmamalı! Kendisi olmaktan kaçmamalı!
    Bil ki, sensin diye seni bırakmam;
    ama
    Ben olduğum için bırakırsan beni,
    Yas da tutmam arkandan!


  6. #6
    Forum Görevlisi Nihade - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.883
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    508
    203 Konusuna 247 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    34

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    Ömür kervanının kalkmak üzere olduğunu haber veren çanlarının seslerini duyuyor musun?...

    • Gökyüzünden cana; "Haydi geri dön!" diye bir ses geldi. Can da; "Ey beni çagıran yüce varlık, merhaba, geliyorum." diye cevap verdi.

    • Ses duydum; "Basüstüne, her an yüzlerce can sana feda olsun. Bir kere daha çagır da; (...... ) makamına kadar uçayım.

    (...... )Bu beyitte Insan Süresi, 76/1. ayete isaret var. Bu ayeti tefsir edenler, insanın maddî varlıgının çesitli merhalelerden geçerek nihayet bir damla meni halinde ana rahmine düstügünü ve ınsanın henüz kendisinin atılacak bir seyi olmadıgına ve kemalin yoklukta olduguna etmekte.

    • Ey bizim essiz misafirimiz, bizim canımızın sabrını da, kararını' da aldın. Seni nerede arayayım? Nerde bulayım? Seslenen "0, candan da, rnekandan da dısarıdadır, 0, çok üstün bir yerdedir." dedi.

    • Su zindanda bulunanların, ayaklarına baglanmıs olan agır zincirleri çözeyim, gökyüzüne de bir merdiven koyayım, koyayım da can, yücelere çıksın.

    • Sen cana, canlar katan bir güzelsin. Sonra yabancı da degilsin, bizim sehrimizdensin. Öyle oldugu halde neden kendini garip sayıyorsun, yabancıymıs gibi davranıyorsun? Bu hal, dostluga yakısır mı?

    • Avareligi, bir bir serbet gibi içmissin de kendi evinin yolunu bile unutmussun. Çok kötü huylu olan, Kabil'li büyücü kadın, sana çok büyüler yapmıs, bu yüzden nereden geldigini, nereli oldugunu hatırlıyamıyorsun.

    • Birini takip derek gelen, konup göçen kervanlar, hep o tarafa kosup gidiyorlar. Senin basın nasıl oluyor da dönmüyor? Yüregin kabarmıyor? Neden hiç bir korku ve heyecanın yok?

    • Kervan basının kervanın kalkmak üzere oldugunu haber veren çanlarının 'seslerini duyuyor musun? 0 tarafta nice yol arkadaslarımız, nice dostlarımız var. Hep bizi bekliyorlar. "Bu beyit Sirazlı hafız ın su beytini hatırlatıyor: Sevgiliye giden yolun menzilinde ,kondugu yerlerde nasıl istirahat edeyim,nasıl zevki sefaya dalayım ki,Can;Yürekleri bagladınızmı diye feryat edip durmada."

    Bir çok insanlar, orada bizi bekliyorlar, hepsi de bizim sarhosumuz, hepsi de bize dalıp kendilerinden geçmisler. "Ey zavallı! Padisahın bekliyor. Haydi padisahın yanına gel." diye kulagımıza bagırıyorlar.
    Gerek yok her sözü, laf ile beyana.. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana...

    Hz. Mevlana



    Zikrullah, öyle bir kaledirki hem zahir düşmandan,hemde batın düşmandan korur.
    Mahmud Ustaosmanoğlu (k.s)




    Ey insan Kerim olan Rabbi'ne karşı seni ne aldattı? (İnfitar-6)

  7. #7
    Forum Görevlisi Nihade - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.883
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    508
    203 Konusuna 247 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    34

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    Kendinden mi biliyorsun?Dinle!
    Kişi, övgüye değer bütün özelliklerini çabası ve çalışmasıyla elde ettiğini zanneder.

    Ancak bir zorluk içerisindeyken,bütün güçleri tükendiğinde,hayal kırıklığına uğradığında Rabbi ona şöyle der:

    ''Bütün bunları kendi çabaların,kendi gücün ve kendi zekanla mı elde ettiğini zannettin?...

    Bu zannın ve nankörlüğün için bağışlanmayı dile.Çünkü sen ,kendi ellerin ve ayaklarınla başardığını sandın.

    Şimdi artık tüm vardıklarının bizim lutfumuz olduğunu anladığına göre,mağfiret dile,çünkü O bağışlayıcıdır''.


    Hz.Mevlana
    Gerek yok her sözü, laf ile beyana.. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana...

    Hz. Mevlana



    Zikrullah, öyle bir kaledirki hem zahir düşmandan,hemde batın düşmandan korur.
    Mahmud Ustaosmanoğlu (k.s)




    Ey insan Kerim olan Rabbi'ne karşı seni ne aldattı? (İnfitar-6)

  8. #8
    Forum Görevlisi Nihade - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.883
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    508
    203 Konusuna 247 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    34

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    Hazret-i Mevlânâ, bir bahar mevsiminde Meram Bağları’nda dolaşmaktadır. Baharın feyzi ile ağaçlardaki tomurcuklar, yapraklar hâlinde henüz açılmaya başlamıştır. İbret ve hikmet gözüyle bunu seyreden o Sadr-ı Cihan, yaprakların çıkışını ten zindanından kurtuluşa benzeterek sesleniyor:
    “Ey yaprak! Elbette bir kuvvet buldun da, dalı yarıp çıktın. Ne yaptın da zindandan kurtuldun? Söyle, söyle de bu dünya hapishanesinden kurtulmak için biz de senin yaptığını yapalım.”
    Sonra etrafındakilere dönerek şunları söylüyor:
    “Yapraklar toprak hapsinden kurtulunca, başlarını kaldırıp rüzgârların eşi-dostu olurlar; rüzgârlarla oynaşırlar.
    Yapraklar, daldaki tomurcukları yarıp çıkınca, ağacın tepesine kadar tırmanırlar.
    Su ve toprak içinde mahpus bulunan, yani balçığa saplanmış kalmış olan canlarımız da balçıktan kurtulunca neşeli bir hâlde, Hakk’ın aşk ve muhabbet havası içinde, neşeli neşeli oynarlar, ayın on dördü gibi noksansız ve tastamam bir hâle gelirler.
    Bağlardaki, bahçelerdeki ölüler, yani ölü gibi olan ağaçlar; tomurcuklarından, köklerinden sürmüşler, canlanmışlar. İbretle bak da, onlara dirilik veren o eşsiz, o tek varlığı anla!
    Bak; şu zindandakilerin gözleri her an kapıda…
    Müjde verecek biri olmasaydı hiç böyle olur muydu?
    Bu ifadeler her meselede özü itibarıyla açacak, yeşertecek ve verimli bir şekilde neticeye ulaştıracak olan tomurcuklara işaret etmektedir. Şayet fikirler, düşünceler, inançlar, hedefler ve yaşayışı oluşturan bütün davranışlar ve çalışmalar tomurcuklu ise, meyve verecek demektir. Çünkü;
    Kıştan bahara geçişi temsil eden pek çok unsur vardır ancak, asıl bahar ise tomurcukların tecellîleri ile başlar. Onun için ağaçlar, kıştan çıkış vaktinde derhâl tomurcuk derdi içinde olurlar ve böylece yeşerir, çiçeklenir ve meyveye dururlar. Buradan hareketle üstat Necip Fazıl:
    “Tomurcuklarının derdinde olmayan ağaç, odundur!” demiştir.
    Bu ifadenin etraflıca bahsi, istiklâl şairi Mehmed Âkif’in mısralarında da göze çarpar. O, bir milletin gelişip de kudretli bir şekilde ilerlemesini bir ağacın çiçeklenmesi teşbihi etrafında izah eder. Bu ağacın kökü, gövdesi, dalları ve budakları, tamamen milletin mâzî denilen kalbine bağlıdır. Eğer bir topluluk, o ağacın genel manzarası ve mahiyetini ya da çiçeğini beğenmediği için milletin mâzî denilen bağrından onu bir baltayla kesip koparırsa o millet heder olur. Öyle ki artık gelecekte de o milletin gelişmesi çok zordur. Çünkü meydanda artık yığınlarca odundan ibaret bir kütle kalmış olur. Şiirin dilinden okuyalım:
    Sonra, dikkatlere şayan olacak bir şey var:
    İnkişâfâtını bir milletin erbâb-ı nazar,
    Kocaman bir ağacın tıpkı çiçeklenmesine
    Benzetirler ki, hakîkat, ne büyük söz bilene!
    Bu muazzam ağacın gövdesi baştan aşağı;
    Sayısız kökleri, tekmil dalı, tekmil budağı;
    Milletin sîne-i mâzîsine merbût, oradan
    Uzanıp gelmededir... öyle yaratmış Yaradan,
    Bir cemâat ki: Nihâyet ona gelmez de iyi,
    Ağacın hey’et-i mecmûası, yâhud çiçeği,
    Tâ gider, sîne-i milletten urup hâke serer;
    Milletin kendi olur işte o baltayla heder!
    İnkişâf etmesi âtîde de pek zordur onun:
    Çünkü meydanda kalan kütle, yığınlarca odun!
    Bu gerçeği bahçıvanlar gayet iyi bilirler. Bir ağacın tomurcuklarını görmeyip de onu kesmek, nasıl ağacı odun yığınına çevirirse, milleti de yanlış baltalamalar, aynı hâle koyar. Dolayısıyla bir ağacın verimliliği hakkındaki değerlendirmeler erbabı tarafından yapılmalı ve tomurcuklar asla perişan edilmemelidir. Bazen ağaç hasta olabilir. Onu da bilene sormalıdır. Bilen kimseler de, her şeyden evvel ağacın köküne bakmalıdır. Aşılarken de ağaca, yine o ağaçtan aşı yapmalı; yani aşısı kendine kendinden olan bir aşı ile gerçekleşmelidir. Tâ ki ağaç yine taze çiçeklerle bezenmiş bir gelin gibi olup yeni meyvelere, yeni doğumlara muvaffak olsun. Tabiî bunun için baltanın çocuklar eline geçmemesine de dikkat etmek lâzım.
    Yine Âkif’in diliyle:
    Hastalanmışsa ağaç, gösteriniz bir bilene;
    Bir de en çok köke baksın o bakan kimse yine.
    Aşılarken de vurun kendine kendinden aşı.
    Şâyed isterseniz ağcın donanıp üstü, başı,
    Benzesin tâze çiçeklerle bezenmiş geline;
    Geçmesin, dikkat edin, balta çocuklar eline!


    M.ALİ EŞMELİ


    Gerek yok her sözü, laf ile beyana.. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana...

    Hz. Mevlana



    Zikrullah, öyle bir kaledirki hem zahir düşmandan,hemde batın düşmandan korur.
    Mahmud Ustaosmanoğlu (k.s)




    Ey insan Kerim olan Rabbi'ne karşı seni ne aldattı? (İnfitar-6)

  9. #9
    Forum Görevlisi neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    adana
    Mesajlar
    2.811
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    490
    279 Konusuna 336 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    44

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    Tomurcuklarının derdinde olmayan ağaç, odundur!”
    Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
    Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla, Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
    Neyse, o olmalı insan...
    Kendisi olmaktan korkmamalı! Kendisi olmaktan kaçmamalı!
    Bil ki, sensin diye seni bırakmam;
    ama
    Ben olduğum için bırakırsan beni,
    Yas da tutmam arkandan!


  10. #10
    Forum Görevlisi Nihade - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.883
    ALLAH cc razı olsun / Teşekkürler
    508
    203 Konusuna 247 Teşekkür Almış
    Tecrübe Puanı
    34

    Standart Ynt: Mevlana Köşesi...

    --------------------------------------------------------------------------------

    Köke ve tomurcuklara dikkat meselesi, Mesnevî’de de bilhassa vurgulanmıştır. Şu farkla:
    Sağlam kökler üzerindeki tomurcuklar yeşertilirken, çürük kökler üzerindeki tomurcuklar ise kökleriyle beraber kesilmelidir. Çünkü:
    “İnsanın sırrı ağacın kökü gibidir. Yapraklar o köke göre yetişir, gelişir; yani kök, ne cins ağacın kökü ise, yapraklar da o ağacın olur. Nefisler ve akıllar da öyledir.
    Vefa ağaçlarının gökyüzünde öyle mânevî meyveleri yani ilâhî hikmetleri, hakikatleri bildiren güzel sözleri vardır ki, onların kökleri yeryüzündedir ama meyveleri göklerde olup Hak âşıklarına gökyüzü sofrasında ikram edilmektedir.
    Hâl böyleyken sende bulunan kök, soysuz kötü bir kök ise, vakit geçirmeden onu sök at; sök at da o kötü kök, yeşilliğin arasında çirkin bir diken bitirmesin.
    Aklını başına al da, varlık bahçesinde sürmüş olan o kötü dalları kes, buda. Yani nefsanî ve şehvanî düşüncelerden, emellerden kurtul. Hoş ve faydalı sürgünlere, yani rûhânî, Rabbânî duygulara su ver. Onları besle, yeşert.
    O kötü dallar da, faydalı sürgünler de şimdi yeşildir. Ama sen sonuna bak, kötü dallar yok olur, gider. Sürgünlerden ise fazilet ve kemal meyveleri zuhur eder.
    Unutma ki, bahçenin suyu, faydalı sürgüne helâldir, ötekine haram. Aradaki ayrılığı sen sonra görürsün, vesselâm.
    Adalet nedir? Meyve ağaçlarına su vermektir. Zulüm nedir? Diken sulamaktır.
    Yine adalet bir nimeti yerine koymaktır. Her su emen kökü sulamak değildir. Yani hakkı hak sahibine vermektir. Müstahak olmayana vermek ise zulümdür.”
    Bir vücuttan kötülükler ve mikroplar temizlenmedikçe iyilikler ve sıhhat kendini gösteremez. Hele mikroplar vücuda iyice yerleştikten ve güçlendikten sonra ise onu söküp atmak âdeta zorlaşır. Çünkü vücutta onu bertaraf edecek kuvvet gittikçe azalır ve an gelir hiç kalmaz.
    Mesnevî’de bu gerçek etrafında şöyle bir mesel anlatılır:
    Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri yol üstüne dikenli çalı dikmişti. Yoldan geçenler onu ayıpladılar;
    “–Bunları sök at.” dediler.
    Fakat o dinlemedi, sökmedi.
    O dikenli çalı her an büyüyor, çoğalıyordu. Halkın ayağı diken yarası ile kanlara bulanıyordu. Geçenlerin elbisesi dikenlerden yırtılıyor, yalınayak gezen yoksulların ayakları paramparça oluyordu.
    Vali o adama;
    “–Bunları sökmelisin!” diye emir verince, o;
    “–Evet!” dedi: “Bir gün sökerim.”
    Bir müddet; yarın, öbür gün sökerim diye vaadde bulundu. Bu müddet içinde de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi. Vali ikaz etti;
    “–Ey vaadini yerine getirmeyen, sözünde durmayan; beri gel, buyruğumuzu sürüncemede bırakma! İşi yerine getir.” dedi.
    Çalıyı diken adam;
    “–Önümüzde hayli günler var, merak etme günün birinde sökerim.” dedi.
    Bu cevap üzerine vali acıyla söylendi:
    “–Çabuk ol, işi savsaklama, vaadini yerine getir! Sen «yarın bu işi görürüm» diyorsun ama şunu iyi bil ki gün geçip gittikçe o dikenler daha çok yeşeriyor, kuvvetleniyor. Onu sökecek olan da ihtiyarlıyor, kuvvetten düşüp kalıyor.
    Diken daha da gençleşiyor, sen daha da ihtiyarlıyorsun. Çabuk ol, vaktini boşa geçirme!..”
    Tomurcuk derdinde olan bahçıvan, önce bahçedeki dikenleri temizler, ağaçlarda meyvelerin gelişmesini engelleyecek yersiz dalları budar. Böylece leziz meyveler elde eder. Buradan hareketle Hazret-i Mevlânâ buyurur:
    “Sen de her bir kötü huyunu bir diken bil. O dikenler kaç keredir senin ayaklarına battı, seni yaraladı.
    Evet; kaç kere kötü huyun seni yaraladı, perişan etti. Sen kendi tabiatından hastalandın. Fakat sende duygu olmadığından, hastalığın sebebini anlamıyorsun. Sen, çok duygusuz yaratılmışsın.
    Çirkin huyunun başkalarını rahatsız ettiğini, yaraladığını bilmiyorsan, kendi yarandan da haberin yok mu? Bu durumunla sen, hem kendine, hem başkalarına dertsin, azapsın!
    Sen, ya baltayı al, erkekçe vurup Hazret-i Ali gibi Hayber Kalesi’nin kapısını kopar; yahut şu dikeni gül fidanı hâline getir. Yani gül fidanı ile aşıla. Kötü huyunun ateşini dostun nûru hâline sok!
    Ey hasetçi kişi! Eşeğin topal, varacağın yer ise uzaktır. Çabuk ol, tövbe ve istiğfarı yarına bırakma!”

    M.ALİ EŞMELİ
    Gerek yok her sözü, laf ile beyana.. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana...

    Hz. Mevlana



    Zikrullah, öyle bir kaledirki hem zahir düşmandan,hemde batın düşmandan korur.
    Mahmud Ustaosmanoğlu (k.s)




    Ey insan Kerim olan Rabbi'ne karşı seni ne aldattı? (İnfitar-6)

Sayfa 1/4 123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Geldim Ya Mevlana
    By sagir in forum İbrahim SAĞIR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16-12-12, 17:51
  2. Geldim Ya Mevlana
    By sagir in forum İbrahim SAĞIR
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 20-12-09, 00:11
  3. Mevlana!
    By AskSairi in forum Mikdat Bal
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03-05-09, 18:49
  4. hz.mevlana...
    By medineli in forum Mesnevi bahçesi
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 23-01-08, 00:09
  5. MEVLANA hz.
    By müteemmil_87 in forum İslami sözlü resimler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 16-04-07, 23:32

Members who have read this thread: 0

There are no members to list at the moment.

Bu Konudaki Etiketler

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •