PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türk Gençliği Bunalımda



AskSairi
09-10-07, 17:43
Ruhunu ve kafasını yoğurmakla sorumlu olduğumuz gençlerimizin ahlâkî
kalkınması hakkında kim ne düşünüyor?Gençliğin ruhunu karartmak ve ahlakını bozmaktan başka hiçbir gaye
gütmeyenler, gençliği mahvetmiştir.Günümüzün genci, nefsinin esiri, çilesini çekmediği davanın müdafiisi,
bilgisiz, kültürsüz ve fikirsizdir. En büyük hırsı futbol, en etkili hocası sinema, televizyon ve internettir. Evine, ailesine, mazisine, geleneğine ve tarihine küskündür. Konuşmalarında alaycı, fikrinde inkarcı, maneviyatta müflistir. Peyami Sefa: "Sokaklarda küfürbaz bir gençliğe rastlıyorsanız
şaşırmayınız, talebelerinizdir" diyor.

Büyüyünce doktor olmak isteyen çocuklar, büyüyünce cellat oldular.
Mirasları için anne babalarını, kalpleri için sevgililerini, ilkeleri için
kendilerini öldürdüler. İskemlenin ayağına vurmak, iskemlede oturmaktan
önemli oldu. Kovboy filimlerinde hapishane önünde birikip "Şerif onu bize
ver" diye bağıran linç adamları, film bittikten sonra sinemadan çıkıp
aramıza karıştılar. Bizi nerede kıstıracaklarını nerede karşımıza
çıkacaklarını bilmiyoruz. Binbir surat gibi sürekli kılık değiştiriyorlar.
Anne ve babasının dünyasına yabancı, ilim ve irfandan uzak, edep ve haya
yoksulu, katil ruhlu gençler, bu vatanda sayıları gittikçe artan bir işgal
ordusunun öncüleridir.

Hakimiyet, bu gençlerin ve doğuracağı nesillerin eline geçince, durumumuz ne olacaktır.? Bu moda genç kızların doğuracağı ve terbiye edeceği çocuktan ne hayır gelecektir?

Gençlerimizin neden bu hale getirildiği ve ne yapılması gerektiği
hususunda beyinleri çatlatan bir zihni mesaiye ihtiyaç vardır. Gençliğimizin temelde iki büyük zaafı vardır: Fikir zaafı ve ahlak zaafı. Yıllarca gençlerin bu iki kanadı budanmıştır.

Bu vatanın milyonlarca çocuğu bir ağızdan ağlamakta ve hâl lisanıyla;
"beni bu dünyaya niçin getirdiniz?, bana yaşanmaya değer hayat hakında ne öğrettiniz?" diye sormaktadır. Fakat ailelerde ve cemiyette onları duyacak kulak nerede?

Fransız şairi Bodler; "Ben anamla babamın nefret yemişiyim" der. Aileler
de çocuklarını hayatlarının ıstırap meyvesi olarak dünyaya getiriyorlar ve
onları, ya lüks apartmanlarda ya da köprü altlarında başı boş bırakıyorlar. Gece mezbelede kıvrılmış uyuyanından ziyade, ipek yorganının altında büzülmüş yatanına dikkat kesilmek gerekir. Zira birinin tehlikesini görünüşü ele verirken diğerinin neler yapacağını kesitirememekteyiz.
İlaç nedir? Bu iş sadece eğitimle çözülemeyecek kadar büyüktür. Bu işte en büyük pay eğitime düşmekle birlikte, ülke çapında devlet eliyle büyük bir mücadeleye girmek gerekir.

Yazılarında, fikir boşluğunun korkunç örneklerini veren, fikri ve muharriri idam sehpasına çıkaran, trajı da hafifliklerle sağlayan bazı magazin türü gazeteler, gençliğin beynini uyuşturmuştur.

Mali ve siyasi menfaatler peşinde koşan bu tip gazetelerden kime ne fayda
gelir?

Okulunda kendisine ucuz ve bandrollü bilgiler dağıtılır da ruh aşılanmazsa
sonunda ya anne baba katili olur, ya yaşlı bir kadının çantasını kapıp
götürken görülür, ya da sevdiği kız uğrunda arkadaşını, arkadaşının da
arkadaşını yok ediverir. Televizyon dizilerinde izlediği Bağdat'ı kurtaran
kahraman edasıyla bunu yapar. Birkaç metrelik hapishaneye girdiğinde
yaptığı işin bir rüya veya film sahnesi olmadığını ve de elini kollunu
sallayıp gidemeyeceği hakikati ile yüzyüze gelir. Gencecik yaşında onun da
diğerleri gibi hayatı kararır ve bir ömür boyu vicdanını sızlatan bu katil
damgası musallat fikirle hayatını bitirir.

Suç kimde?
Kabahatin yüzde kırkı devlet ve cemiyetin, yüzde otuzu anne ve babasının,
yüzde yirmisi öğretmenlerin ve ancak yüzde onu kendisine ait olan ve
sonuçta kendisini intihara kadar götüren bütün mesuliyeti de bizzat
yüklenen bu genç, avazı çıktığı kadar bağırmalı. Bizi bu hale getirdikten
sonra bizden ne istiyorsunuz?

Aile, cemiyet ve okul olarak ne yaptık?
Bu çocukların zengininin de sefilinin de sadece hazım ve tenasül
cihazlarının çalışmasına yatırım yaptık. Beyin cihazına örümcek ağlarından
kılıf giydirdik.

Yakıcı çığlıklarla annesini babasını çağıran gence örnek olamadık ve ona
şekil veremedik.

Hayvanlar bile yavrularını yaratılıştan kendilerine verilen bir içgüdü ile
terbiye ve murakabe ederken, biz yavrumuzu manevi eğitimden yoksun
bırakarak, çocuğumuz mürteci olur, dinci olur endişesi içinde başı boş
bırakarak duygusuzlaştırdık, ruhsuzlaştırdık.

Gençliğimizin önce varlık şiarını körletmekle işe giriştik. Hakikate yüzde
yüz zıt sahte ilimlerle kafalarını uyuşturduk. Gerçek kahramanların yerine
sahtelerini koyduk. Yahudiliğe yardımcı tipleri mefkureleştirdik ve yaman
bir İsrailoğlu tertibine kurban ettik.

Onlara; komünist Marx, evrimci Darwin, Avusturyalı Freud, Fransalı
pozitivist Auguste Comte ve sosyolog Durkheim'i okuttuk. Bunlar
gençlerimizin akıl, düşünce, anlayış ve ahlakını perişan etti. Bu insanlar
büyütüldü, insanların gözünde yüceltildi ve en yüce örnek olarak karşımıza
çıkarıldı. Bu fikirlerin esiri olan gençler birbirine girdi. Sokaklarda
yıllarca kardeş kanı aktı, ateist bir gençlik, kudurmuş bir tekno-müzik
eşliğinde çılgın bir dans ve bu dans ecstasy ya da içki gibi potansiyel
uyuşturucularla seksüaliteye gösterilen tolerans düzeyi arttıkça uyarılma
ihtiyacı arttı ve tabular tamamen ortadan kalktı. Aile ile evlat arasında
sosyal uçurumlar meydana geldi.

Bir cephede bunlar olurken, diğer cephede, İslami duyarlılığa sahip
insanlar, bütün bu yanlışlara hücumla, İslam'a hizmet ettiklerini zannetme
yanlışlığını sergilediler. Sonra da yaptıklarına İslamiyet kılıfını giydirip, her şeyi onun adına yaptıklarını ilanla, kendi yanlışlarının İslam'a mal edilmesine yol açma gibi azim bir cinayeti irtikab ettiler. Kütüphaneler çığ gibi büyüdü. Matbaalar efsanevi bir değirmen gibi hiç durmadan öğüttü, bir batında milyon doğurdu. Ama gençlerin hafızası boş kaldı. Ona hiçbir şey yüklenmedi. Onların ruhunu doyuracak, varlık sebebi ve hakikatlerin hakikatine ait telkinlerden, cüzzam illeti gibi kaçtık ve bu hakikatleri onlara lâşe gibi iğrenç gösterdik.

Baba, meccanen devşirdiği iman ruhunu, kilitli dolabında ekşitti ve
kokuttu, onu biricik evladına sunmadı.

Yapılan bu yanlış yatırımların sonucunda gençlerimiz, gizli bir bunalıma
sürüklendi. Gençlik, ruhunu bir yere oturtamamanın bunalımını yaşadı.
Manevi müeyyideleri iflas etti ve ruhi bağları çürüdü.

Sonuçta; uykusu içinde biraz sonra boğazlanacağının farkında olmadan
horlamaya devam eden anne ve babasının başucunda elinde testere ile
beliriverdi. Feci zanaatını işledi ve son sözü söyledi: Evlenmemize
müsaade etmeyen bir babanın evladı eliyle verilmiş cezası.

Ey Genç! Yaşanmaya değer hayatın hesabı etrafındaki insanlar sahtekarsa,
şenaatlerini, dürüstse ulviliklerini tespit et ve senden neler
beklediğimizi kendi kendine tasarla ve düşün.DÜŞÜN!

Ey Milletim! Unutma! Kim ne derse desin aldırma! Seni yaratan, seni senden daha iyi tanıyor. O, kurtuluş reçetesini göstermiştir. O Kur'an'dır. Yol ise Muhammed'in yoludur.

Unutma ve erteleme! Dirilişin Dinin dirilişiyle mümkündür. Kurtuluşlun da
öyle!.
Doç.Dr.Hayrettin Öztürk