PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Geleceğin geçmişinde saklı TAYYİMEKAN



grobstern
18-11-11, 10:37
Arkadaşlar en son okuduğum kitapı sizlere anlatmak istedim hep merak etmeşimdir doğmadan önce nerde ne yapıyorduk nette kısa bir araştırmadan sonra tayyimekan başlığını buldum ve bu konuda yazılmış bir kitap gördüm aldım okudum harika zahmete girerek kitapın arka kapağından yazanları paylaşıyorum tavsiye ederim


Kaderiniz sizin elinizde… Ama nasıl?
Beden ve ruh bütünlüğü, ruhun bedenden çıkması, ruhun kaç gram geldiği derken bir şeyi unuttuk: Henüz bir bedene kavuşmamış ruhlar neredeler?
Zamanın ve mekanın olmadığı bir evren: Tayyimekan. Her evren gibi orada da şifreler, olasılıklar, ırklar ve savaşlar var. Tayyimekan'da; bedene kavuşacak olan bir ruhun heyecanına, imkansızı isteyen bir bilim adamının azmine, yıllar önce oğlunu kaybetmiş bir annenin acısına, bilinmezliğe doğru giden bir bilgenin seyahatine ortak olacaksınız.
Hayal gücünüzün sınırlarını zorlamaya başlayın, Arif Muti'nin keşfettiği evren hareketleniyor, Tayyimekan efsanesi başlıyor.

kitapdan bi bölüm :

"yusuf : Hocam herkes kendi kaderini seçer diyorsunuz, ne bilim, ben niye dünyanın en zengini olmayı seçmemişim ki ?"
mehmet hoca : zenginlik; iki lokma ekmeği sağlık ve huzurla yiyebilmek, değil mi ?

erfehsend
19-11-11, 16:06
tayyı mekan yanlış anlatılımış anladıgım kadarı ile..tayyı mekan :arzın dürülmesidir...

yabangülü
23-11-11, 01:45
Hazreti Süleyman devamlı olarak tayyi mekânı yaşamıştır,o sonsuz hizin sahibidir

Fizik vücut standartları, ruh standartları, nefs standartları, 3 ayrı tip tayyi mekânı sergiler.


Allahû Tealâ ruha farklı bir özellik vermiştir O dilediğini, dilediği standartlarda yapmak imkânının sahibidir Kim ruh tayyi mekânını yapabilir? Salâha ulaşan kişinin başının üzerine, Allahû Tealâ bir hediye olarak kendi ruhunu gönderir Bu ruh tayyi mekânı yapması için Allahû Tealâ`nın o kişiye bir hediyesidir Onun başının üzerinde taşıdığı bu ruh, aklının her zaman kumanda edebileceği, bir nevi uçak gibidir ve o ruha kumanda eden akıl, o ruhu dilediği yere bir anda ulaştırabilir Ruh tayyi mekânının nefs tayyi mekânından farkı, ruhun gittiği yerde fizik hüviyete derhâl bürünebilme imkânıdır Ama orada o bunu yaparken, eğer fizik vücut uykuda değilse, o kişinin fizik vücuduna, akıl kumanda etmektedir O zaman ruha Allah kumanda eder Öyleyse, farklı bir tayyi mekân boyutuna girdik: Ruh tayyi mekânı Sadece salâha ulaşıp da başının üzerine Allah`ın ruh tayyi mekânını yapmak üzere böyle bir ruhu hediye ettiği insanlar, bunu gerçekleştirebilir

çağtayhan
23-11-11, 10:42
gerçekten güzel ve merak uyandırıcı bi konu bende koyuyu araştırıken buldum bu formu grobstern de yapan gülüde iyi şeyler yazmış ancak ben kitapı merak ettim nasıl bir dille anlatılıyor

erfehsend
23-11-11, 19:55
kısmen dogru...alıntıyı yaptıgınız eseri ogrenebilirmiyiz,Allahu teala ayette de bildirildgi gibi kendi ruhundan üflemiştir bunun tekrarını hafsalamda toparlayamadım,

çağtayhan
24-11-11, 10:25
ya ben iyice merak ettimm biri bizii aydınlatsın nası üflemiş Allah (c.c) nası yani yaa merk ettim bak şimdii kitapı siparış etsem mi ki ya ?

erfehsend
24-11-11, 23:34
ayet o, üfleme den bahis...ayet olarak belirtmiştim...sitemizin alimleri umarım acıklar Allahu tealanın ne demek istedigini...arapçasını aslını yazacagım ama arapca klavyem yok biliyorsunuz

grobstern
28-11-11, 15:38
yabangülünden daha fazla mümkünse biraz hafif bir dilde konuyu açıklamasını bekliyoruz bide çağtay kitap bu olayı hikyaleştirmiş anladığım kadarı ile anlaşılması kolay

yabangülü
01-12-11, 04:12
Yanında kitaptan ilmi olan kimse ben sana onu, gözünü açıp kapamadan getiririm, dedi. Bu kişinin kim olduğu hakkında değişik sözler vardır. İbnü Mes'ud'a göre: Hızır (a.s)dır. İbnü Abbas'ın meşhur görüşüne göre, Süleyman (a.s)ın veziri Asaf b. Berhıya'dır ki, sıddık (dosdoğru) idi. Dua edildiğinde Allah'ın mutlak kabul edeceği ism-i azamı bilirdi Hz. Süleyman'ın bir mucizesi olarak veziri böyle bir keramet göstermiştir. Fahreddin Razi, bu kişinin Süleyman (a.s)'ın kendisi olmasını birçok yönden daha uygun bulmuştur. Bu cümleden olarak, mevsûlün, sıla ile bilinene işaret olması kaidesine göre burada Kur'ân'ın âyetleri iyi düşünüldüğünde "Yanında kitaptan bir ilim" olmakla bilinen kimse ancak Süleyman (a.s)dır. Çünkü yukarda "Andolsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik." (27/15) "Süleyman, Davud'a varis oldu ve (Süleyman) Ey İnsanlar! Bize kuş dili öğretildi, dedi." (27/16) buyurulmuştu, ancak bu şekilde "Onu ben getiririm" sözü İfrit'edir. Süleyman, İfrit'e karşı söylemiştir diye zamir ile zikredilecek yerde işin büyüklüğünü anlatmak için mevsul getirilmiş ve bununla yukarda zikredilen ilimden bir örnek gösterilmiştir.

Bununla beraber çoğunluk bu kişinin Süleyman (a.s)ın kendisi değil, adamlarından birisi olmasını ifadenin gelişine daha uygun bulmuşlardır. Muhyiddin-i Arabî "Füssûs" isimli eserinde "Bu Süleyman (a.s)'ın ashabından birisi eliyle olmuştur ki,orada bulunanların nefislerinden Süleyman (a.s)'ın şanı için daha yükseltici olsun." demiştir. Gerçekten adamlarından böyle kerametin meydana gelmesi kendisinin daha yüksek oluşuna işaret demektir. Ve bu ilmin, ona verilen ilimden olduğunu anlatır. Bu taht ne kadar uzaklıktan getirildi? Yukarda Hüdhüd kıssasında San'â'ya kadar varıldığına dair bir rivayet geçmişti. San'â'dan ise Sebe' üç günlük uzaklıktadır, deniliyor. Bazıları da, bu sırada Süleyman (a.s) San'â'dan dönmüş, Şam toprağında bulunuyordu, demişlerdir. Bu takdirde iki aylık uzaklık demektir. Bu kadar uzaklıktan bir taht göz kırpıncaya kadar nasıl gelir? Şüphe yok ki bu, basit bir olay değil, bir keramet ve mucize olmak üzere söz konusudur.

Muhyiddin-i Arabî bunu şöyle anlatmıştır: Asaf, tahtın yapısında değişiklik yaptı da, onu bulunduğu yerde bırakıp her an meydana gelmekte olan yeniden yaratılmakta olunduğunu bilen kimselerden başkasının aklının eremeyeceği bir şekilde Süleyman (a.s)'ın yanında meydana getiriverdi. Mevcud olduğu an, yok olup kaybolduğu anın aynı idi. İkisi bir anda idi ve Asaf'ın sözü zamanda fiilin aynı idi. Zira olgun kimseden çıkan söz, yüce Allah'ın "ol" sözü yerindedir. Bu tahtın oluşumu konusu, en zor konulardandır. Ancak bahsettiğimiz meydana getirme ve yerinde bırakmayı idrak eden kimseler müstesna. Taht, ne bulunduğu yerden başka yere taşındı ve ne de yeryüzü onun için dürüldü veya yarıldı.

Şeyhin "Hayır, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe etmektedirer." (Kâf, 50/15) âyetinden anladığı yeni bir yaratılış konusu son zamanlarda Descartes felsefesine kadar geçmiş bir görüş, bir nazariyedir. Fakat bunun buraya tatbiki, âyetin açık ifadesine uygun değildir. Çünkü âyette "yaparım" denmemiş. "getiririm" denmiştir. "Ben onu sana göz açıp kapayıncaya kadar getiririm" denilmesiyle de bir zaman ifade edilmiştir. Çabucak bir göz atıverme değil, hatta göz açıp kapayıncaya kadar da değil, bunlardan daha uzun olarak iki tarfe, iki bakış arasını ifade eder. Ve bu bir saniyeyi bile geçebilir Fakat Şeyh, bunu bir an kabul etmiş. Halbuki bir hareketin meydana gelmesi en azından iki an gerektirdiğinden, bir anda hareket olabileceğini düşünmek tenakuz olacağından, meseleyi zorlaştırarak, hareketsiz olarak bir şeyin meydana gelmesini göstermek için o yönde tevil etmiştir. Çünkü kendisinde imkansızlık olana "kün=ol" emri uygun düşmez. Fakat hatırlattığımız gibi, âyet bunu bir an değil, en kısa bir zaman ile ifade etmiştir. En azından diyecek kadar bir zaman var. Gerçekte "Asaf'ın sözü zaman yönünden yaptığı işin aynı idi." demekle Şeyh tamamen gerçeği söylemiştir. Bu sözde, yani sözünde iş, yapma değil, getirmedir. Bunu söylemesi ile getirmesi bir olmuştur. Yani söyleyinceye kadar getirmiştir. Zira ilmini biliyordu.Bir saniyede binlerce kilometrelik sürat zamanımız teknolojisinin düşünmeye alışık olduğu konulardandır. Önemli olan nokta, ancak bu hareketi yapmak için tatbik olunacak kuvveti ve fenni bilmekten ibarettir.Bir yıldırımda, bir elektrikte, bir telgrafta, görülen bu sürat bir cisimde de görüle bilir. Yakından tesir gösterdiğini gördüğümüz iradenin bir telsiz gibi uzakta da etkili olabildiğini gösteren misaller de yok değildir.

Bir çekim kanunu ile gökyüzü cisimlerinin fezada uçuştuğu, bir irade ile organların vucutta oynadığı gibi, bir irade ile uzaktaki bir cismin boşlukta uçup yer değiştirmesi de kitabda, Levh-i mahfuz'da belli ve mevcut olan bir ilimdendir.

Derdemez onu yanıbaşına yerleşivermiş görünce bu, dedi, Rabbimin lütfundandır. Normal bir ilâhî hadise değil "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kıldı." (Neml, 27/15) âyeti ile işaret edildiği üzere özel ihsanı olan bir keramet veya mucizedir.

NEML 40-42

(Ey Muhammed!) De ki: "Rabbim! Beni, takdir ettiğin yere gönül rahatlığı ve huzur içinde koy ve çıkacağım yerden de dürüstlükle ve selametle çıkmamı sağla. Bana katından yardım edici bir kuvvet ver."

Mesela Peygamberimiz (s.a.v) de, Peygamberimiz (s.a.v) vahiy geleceği vakit, Peygamberimiz (s.a.v) ruhaniyet kesbediyordu. Yani cismaniyetten çıkıp adeta ruhani bir varlık haline geliyordu. Ruh gibi oluyordu. Sanki bir başka boyuta geçiyordu. Ondan sonra Cibril (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’le bağlantıya geçiyordu. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) Cibril (a.s)’ı görüyordu ama insanlar göremiyorlardı onun gördüğünü. O başka bir boyutta gördüğü için göremiyorlardı. Mesela ayeti uzun uzun anlatıyor Cibril, söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v) su gibi ezberine alıyor ama insanlar duymuyorlardı.

-------------------------------------------------------------------------------

Nefsimiz, bu zahirî âleme ait olan bir varlık değildir. Nefsimiz, fizik vücudumuzdan bu âlemde dışarı çıktığı zaman, bu âlemin malı olmayan bir varlık hüviyetindedir. İşte bu sebeple aklımız, onu bu âlemin içinde sonsuz hızla hareket ettirebilir. Kendi âlemine ulaşırsa, o zaman Allah, o âlemde nefsimizin sonsuz hızla hareket edebilmesi için, mahiyet değişikliği yapıyor onda. Kendi âlemine, berzah âlemine ulaşan nefs, eğer hareket halinde ise; yani akıl onu bir yere götürecek ise, o zaman bu nefsin yapısı, berzah âleminin yapısının dışına çıkartılıyor Allah tarafından. Sonsuz hızı devam ediyor. O âlemden geriye dönerken, gene kendi âleminde; yani berzah âleminde nefsin yapısı değiştiriliyor ve o âlemin dışına çıktığı anda, aslî yapısına kavuşuyor. Zaten o zaman, zahirî âlemde hareket halinde olduğu için, sonsuz hareketine hiçbir şey engel olamıyor.

Öyle ise demek oluyor ki; nefsimizin bu âlemde hareket haline geçişi, ışık hızının ötesinde bir hızı, otomatik olarak geliştiriyor. Bu sebeple nefs tayyi mekânı yapanlar, bu gezegenden başka bir gezegene gidebilirler; birkaç dakikanın içinde oraya varırlar. Varmaları, nefslerinin zahirî âlemin içinde hareket ettiği için sonsuz hızla hareket etmek imkânına sahip olmasından kaynaklanır.

Ruh için de durum aynıdır, fizik vücud için de durum aynıdır. Öyle ise her biri kendi âleminin dışında olma vasfını kazandıkları anda, derhal sonsuz hıza geçmek imkânının sahibidirler. Ruh için zaten bir problem yok. Çünkü Allah, ruhu bütün âlemlerde, hem fizik hem de fiziğin ötesinde bir konuma ulaşmak üzere programlamış.

Öyleyse ruh, dilediği an vücudumuzdan ayrılır. Berzah âleminin varlığı olabilir. Zahirî âlemin varlığı olabilir. Emr âleminin varlığı olabilir. Bütün âlemlerin varlığı olabilir. Ve bütün âlemlerde, oranın varlığının dışına da çıkabilir. Zaten fizik vücudumuz da, nefsimiz de, 4 enerji küresinden oluştuğu halde; ruhumuz 6 enerji küresinden oluşur. Ruhumuzun her atomu, 6 enerji küresinden oluşur. Öyle ise; farklı bir ortamda, farlı bir dizayn söz konusu.

Nedir tayyi mekân? Zamanın yok edilmesi, mekânın tayy edilmesi. Öyle ise, Allah'ın indinde bir neticeye ulaşıyoruz. Burada dizaynı, Allah'ın standartlarında, dikkatle incelemek lâzım. 3 ayrı tayyi mekân, 3 ayrı uygulamayı gerektirir. Nefs tayyi mekânı, en kolay ve en yaygın tayyi mekân şeklidir. Nefs tayyi mekânını zaten herkes yaşar; fakat bunu yaşadığının farkında değildir. Yani her kim rüyasında uçmuşsa, o nefs tayyi mekânını yaşamış birisidir; ama kontrol altında değil. Ne zaman bir insan farkına varırsa ki, o anda rüyadadır bunun şuuruna erdiği andan itibaren duruma hakimdir; tayyi mekânı gerçekleştirir. Artık o, dilediği yere sonsuz hızla hareket etmek imkânının sahibidir.