PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nefsimizi Hesaba Çekelim



Nihade
27-07-09, 23:45
Önce Kendini Düzelt!’

ALLAH-u Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun; herkes yarına ne hazırladığına baksın.” (Haşr; 17)

ALLAH-u Zülcelâl, bu ayet-i kerime ile bizlere, geçmişte yaptığımız amellerin muhasebesini yapmamızı emretmektedir. İnsan en büyük düşmanının, iki koltuğunun altında bulunan nefsinin olduğunu iyi bilmelidir.

Nefis, kötülüğe meyilli olarak yaratılmıştır. Görevi, insanı iyilikten uzaklaştırıp kötülüğü emretmektir. Bu yüzden, kişinin en büyük görevi; nefsini tezkiye edip terbiye etmek, kötü arzu ve emellerinden, zevkü sefadan uzaklaştırmaktır. ALLAHu Zülcelal’e ibadet ve taate yönlendirmektir.

Şayet nefis, biraz ihmal edilirse azgınlaşarak önüne geçilmez bir hale gelir. Ama insan, durmadan onu uyarır, kınar ve nasihat ederse o zaman kötülükleri emreden ‘nefsi emare’ durumundan çıkar, ‘nefsi levvame’ yani, kötülüklerinden dolayı kendini kınayan nefis durumunu alır.

İnsan, kendisini düzeltip doğru yola getirmeden başkalarına nasihat etmemelidir. Nitekim ALLAH-u Zülcelâl, İsa (aleyhisselam)’a; “Önce nefsine, sonra başkalarına nasihat et, böyle yapmazsan benden utan.” buyurmuştur.

Nefsimizi Uyaralım

ALLAH-u Zülcelâl başka bir ayeti kerime de şöyle buyurmaktadır; “Hatırlat, çünkü hatırlatmak müminlere fayda sağlar.” (Zariyat; 55)

Bunun için mümin kimse nefsine cehaletini ve eksikliğini anlatıp ancak aklı ve hidayeti ile ALLAH-u Zülcelal’in rızasını kazanabileceğini ona izah etmeli, şayet inadında ve ahmaklığında ısrar ederse ona şu şekilde hitap ederek, nasihat etmelidir:

“Ey Nefsim”!

Senin önünde cennet ve cehennem vardır. Yakında öleceğini ve bunlardan birisine gideceğini bilmiyor musun? Hesap günü gibi büyük bir güne adım adım yaklaşırken, başına gelecek tehlikelere hiç aldırmadan, zevk ve sefa içine dalmayı nasıl istiyorsun? Ölümün, bir gün hiçbir elçi ve haber göndermeden sana ulaşacağını ve bitmez sandığın bu dünya hayatına son vereceğini bilmiyor musun? Sana her şeyden daha yakın olan ve asla kaçamayacağın ölüme neden hazırlık yapmıyorsun?

ALLAH-u Zülcelal’in: “İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, haktan yüz çeviriyorlar. Rablerinden gelen her yeni ihtarı mutlaka kalpleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler.” (Enbiya; 1,2,3.) ayet-i kerimesi üzerinde hiç mi düşünmüyorsun?”

Nefsi Kontrol Altına Almak

Hasan Şazeli (ks) buyuruyor ki: “Nefsin en fazla hoşuna gitmeyen şey; ibadet, zikir ve Kuranı Kerim okumaktır. Ama nefis ancak bunları yapmakla zayıflatılabilir, emir altına girecek hale gelir, kalbin huzuru, bunları yaparak nefsi susturmaya bağlıdır.”

ALLAH-u Zülcelal’in rızasını talep ederek huzurla yapılan ibadet; manasında eriyerek yapılan zikir; harflerin hakkını vererek okunan Kur’an; nefsi kahredecek amellerin başında gelir. Bu, amel ile nefse karşı yapılan cihatta büyüklük ve ihlâs makamıdır.
Bu amelleri yaparak nefsin sataşmasından ALLAH-u Zülcelal’e sığınmak, Sadakat Makamı’dır. Sadece nefisten değil, dünyadan ve her şeyden sırrı kurtarıp ALLAH-u Zülcelal’e vermek, Niyet Makamı’dır.


Ey ALLAH’ın Kulu!

Nefsin ve şeytanın istediklerinden vazgeç. Keyfine göre hareket etmeyi bırak. Eğer bu dediklerimizi yaparsan, salih kullardan olursun. Tehlikeli bulduğun şeylerden herhangi bir işi yapmaz, hatta düşünmez ve gönül âleminden daima ALLAH-u Zülcelal’in korkusunu içinden çıkarmazsan, doğrulardan olursun. Sakınmak istediğin nefsanîlikten, çevre, arkadaş ve iş dolayısı ile kendini kurtarmazsan, derhal oradan ayrıl. O arkadaşı terk et, işi bırak. O zaman muhacirlerden (doğruya hicret eden) olursun.

Kalbi Temizlemek Lazım!

Anlatıldığına göre, bir zat bir Evliyai Kiramdan nasihat istemiş. O evliya: “ALLAH-u Teala senin kalbine baktığında, onda razı olmadığı bir şey görmesin.” demiştir.

Bilindiği gibi zahiri ameller, kalp amelleri için temel hükmündedir. Temel sağlam olmadığı takdirde, üzerindeki bina sağlam olmadığı gibi amelleri salih olmayan bir kimsenin kalp temizliğine sahip olması, iyi sıfatlar kazanması ve bunlarla iyi ameller yapması da mümkün değildir. Zahiri temizliğe önem verip de kalp temizliğine önem vermemek, bir bahçenin duvar çalışmalarına önem verip, içerdeki ağaçların susuzluk ve bakımsızlıktan kuruyup dökülmesine aldırış etmemek gibidir.

İnsanın kalbi temiz olduğu zaman, bütün vücut muhafaza olur. Nitekim hikmet ehli bir zat şöyle demiştir: “Ben kalbimi on gece şeytandan, hataradan (faydasız düşünceler) korudum. Kalbim de beni yirmi sene bunlardan korudu.”

Onun için kalp temizliğine çok dikkat etmek lazımdır. İnsanın çaresi kalbini ALLAH-u Zülcelal’e sadık yapmasıdır. Çünkü kalp ALLAH-u Zülcelal’in nazargâhıdır. Kalbi ALLAH-u Zülcelal’e bağlamak gerekir. Bizlere ALLAH-u Zülcelal’i unutturacak her şeyi kalpten çıkarmak lazımdır.

Nitekim Sehl bin Abdullah (kuddise sirruhu) şöyle demiştir: “Kim kalbini ALLAH’a teslim ederse, ALLAH da onun azalarına sahip çıkar.”

İnsan kalbini ALLAH-u Zülcelal’e teslim ederse, ALLAH-u Zülcelal de o kimsenin gözlerine, ayaklarına, diline hülasa bütün azalarına sahip çıkar. ALLAH-u Zülcelal’in yaratmış olduğu bir et parçası olan kalbimizi O’na teslim etmemek çok gariptir. Kalbi ALLAH-u Zülcelal’e teslim edip: “Ya Rabbi! Bu kalbi sen yarattın. Onu sana teslim ediyorum. Dilediğin gibi yap.” diyerek, ALLAH-u Zülcelal’e teslim etmek lazımdır.

Böyle olunca, ALLAH-u Zülcelal’in muhabbeti kalbimize girer ve bütün azalarımız da O’nun istediği şekilde olur, inşaALLAHu teala...

Kalp temizliğine çok önem vermek gerekir. Sadece okumakla yetinmemek lazımdır. Nasıl ki bir bahçıvan bahçesindeki zararlı otları temizleyip bahçesine su veriyorsa, bizler de kalbimizdeki dünya hırsı, riya, kin, hased gibi bütün mezmum (kötülenmiş) sıfatlardan temizleyip onu muhabbet ve zikir gibi güzel sıfatlarla beslemeliyiz.

Çünkü kalp ıslah olursa bütün azalar ıslah olur. Kimin azaları ıslah olmamış ise o kimsenin kalbinde manevi hastalık var demektir. Bundan kurtulmak için kalbi her an kontrol edip oradaki zarar verici sıfatlardan temizleyip arındırmak lazımdır. Bir kimsenin kalbi mezmum olan bütün sıfatlardan arınıp da güzel sıfatlarla süslendiği zaman, o kimsenin bütün niyetleri hayır üzerine olur.

Eğer nefsimiz hala günah işler ve kötü işlerde ısrar edecek olur, ibadetlerde gevşeklik gösterecek olursa ona şu şekilde hitap etmeliyiz:


Ey Nefsim!

Eğer ALLAH-u Zülcelâl, beni görmüyor diye düşünerek isyana dalıyor ve günahta ısrar ediyorsan, sana yazıklar olsun! Ey Nefsim; yazıklar olsun sana! Ne büyük nifak ve hataların içerisinde olduğunu görmüyor musun? Dilinle iman ettim derken, azalarından günah ve nifak akıyor. Eğer sadece dil ile yapılan iman kâfi olsaydı, münafıkların cehennemin en alt tabakasında ne işleri vardı?

Ey Nefsim, yazıklar olsun sana!

Yoksa öldüğün zaman, yok olup kurtulacağını mı sanıyorsun?
Yoksa başıboş bırakılacağını mı sanıyorsun? Seni bu günkü haline getiren, öldükten sonra diriltemez mi? Hiç düşünmüyor musun, seni nutfeden meydana getiren, sana doğru yolu gösteren kimdir? Seni öldürüp mezara koyacak olan kimdir. Bütün bunlara rağmen, hala neden davranışların aynı kıyamet ve hesap gününe inanmayanlarınkine benziyor?

Şayet ahirete kıyamete ve hesap gününe inanıyorsan, o zaman neden hazırlık yapmıyorsun? Gayri Müslim bir doktor, en sevdiğin bir yemeğin senin için zararlı olduğunu ve onu yememeni söylese, onu yememek için gayret edersin de mucizeler ile ispat edilen ALLAH-u Zülcelal’in emirleri, Peygamberlerin buyurdukları ve Sâdât-ı Kiram’ın tavsiyeleri senin nazarında bir gayri Müslim doktorun sözü kadarda mı değerli değil?

Tövbe Et Kurtul!

Ey Nefsim! Bu kadar açık ve seçik olarak anlatılan hususları duyduktan sonra, hala; “Benim ibadet edemeyişim, şehvetime, dünyevi arzu ve isteklerime kapılmamdandır!” dersen şunu unutma, dünyevi zevkler ve arzular geçicidir, eğer ilahi hikmetler ve ilahi ikramları arzu ediyorsan, bilmiş ol ki bunlar da ancak cennette olur.

Buna göre; bu geçici dünyanın aldatmasından kurtul ve bir daha yapmamak üzere günahlarına tövbe et ki kurtuluşu bulabilesin. Eğer bir an önce tövbe etmez ve ALLAH-u Zülcelal’in istediği şekilde kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışmaz isen, seni bekleyen büyük bir pişmanlık ve şiddetli bir azaptır.

Baştan beri anlatılanları iyi düşün ve cenneti mi yoksa cehennemi mi istediğine karar ver. Eğer cehennemden korkuyor ve cennetin nimetlerine kavuşup ebedi huzur istiyorsan bilmiş ol ki tövbe etmekten başka bir çaren ve ALLAH-u Zülcelal’in kapısından başka gidebileceğin bir kapın yoktur.

Ey İnsan! Dünya göçmüş, ahiret ise yüzünü dönmüş sana doğru geliyor. Bunların oğulları vardır. Dünyanın oğlu olma. Bugün çalışmalar var, hesap yoktur, yarın ise hesap var, amel yoktur.”

ALLAH-u Zülcelâl kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin, inşaALLAHu teala...

İLİM MECLİSİNDEN SOHBETLER

ÇobanYıldızı
28-07-09, 01:12
Nefsime sordum
cenet mi cehennem mi diye
cennet dedi
o halde şimdi rahatken
erzağını hazıla dedim
yüz çevirdi

neva
28-07-09, 09:51
nihadecim sanırım bugünlerde okumayı yoğunlaştırdın...
nefse uyup malayani ile uğraşmaktansa nefse muhalefet edip ilim meclislerinden faydalanmak evladır...
diyosun.. :)

metin_fransa
29-05-15, 11:46
çok doğru insanın yüzünde bir şamar gibi patlıyor bu yazı!