PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : HARİKA BEBEK BAKIMI YÖNTEMLERİ



medineli
06-01-08, 15:36
BEBEK ODASI
Dış dünyaya yavaş yavaş alışması gereken bebek için, mümkünse sessiz ve çok aydınlık olmayan bir oda seçilmelidir.
Odanın sıcaklığına da özen gerekir. Bebek, soğuktan büyüklere oranla daha çok etkilendiği için, nem oranını iyi denetlemek koşulu ile, odanın sürekli 19-20 derecede tutulması gerekir. Yeni doğmuş bir bebeğin solunum yolları hassastır; bu yüzden radyatörlerin üstüne içi su dolu kaplar yerleştirilmelidir.

Dış dünyayı fark etmeye başlayan bebek için gözü yorucu, çok canlı ve koyu renklerden uzak durmak gerekir.
Bez değiştirme yeri düşünülmeli ve ışığı özenle ayarlanmalıdır. Direk olarak gözüne gelen kuvvetli bir ışık bebeği rahatsız edecektir.
Yatak örtülerinin ve diğer ayrıntıların kolayca temizlenir olması çok önemlidir. Özenle aldığınız bazı eşyaların her şeyden önce pratik olması gerekmektedir. Bebeğinizi emzireceğiniz bir koltuk sizin için çok önemlidir. Rahat ve ortopedik olmasına dikkat ediniz; unutmayınız bebek emzirmek sabır ister.
BEBEK VE UYKU
Bebeklerde uyku düzeninin oturtulması ailenin en önemli sorunlarından biri olmaktadır. Bu yazıda sizlere bu konuda birkaç öğüt verilecektir.

0-3 ay: Yeni doğan bebeğiniz ilk haftalarda günde 17-18 saat uyur. 3. ayda ise uykusu günde 15 saate düşer. Ancak bu uyku hiçbir zaman gece olsun gündüz olsun aralıksız olarak 2-3 saati geçmez. Böylece bu dönemde siz de hiçbir zaman 2-3 saatten fazla aralıksız uyuyamazsınız. Ya beslemek için, ya altını almak için veya sadece oynamak için uykunuz mutlaka bölünecektir. Bu durum çoğu bebekte 5-6.aya kadar sürer.Bu süre içinde size düşen görev bebeğinizin uyku alışkanlıklarını yerleştirebilmek için alıştırmalara başlamaktır.

Bebeğiniz uykusu geldiğinde gözlerini ovuşturmak, kulaklarını çekiştirmek gibi birtakım hareketler yapar. Bu hareketleri öğrenin.

Bebeğinize gece ve gündüzün farkını öğretmeye başlayın.Buna 2 haftalıkken başlayın.Gündüz onunla oynayın, konuşun, ilgilenin. Gece uyku vakti geldiğinde ışıkları karartın, oynadığınız oyunları mümkün olduğunca yavaşlatın. Onun ilgisini çekecek tüm aktiviteleri sınırlayın. Çamaşır, bulaşık makinesi vs. aletleri çalıştırmayın.

6-8 haftalık olduğunda bebeğinize kendi kendine uyuma şansı tanıyın. Onu yatağına yatırın, uyutmak için çaba sarfetmeyin, kucağınıza almayın veya sallamayın. Böylece kendiliğinden uyumayı öğrenme şansı tanıyın.

3-6 ay: 3-4 aylık olan çoğu bebek günde 15 saat uyur. Bunun yaklaşık 10 saati gece, 5 saati ise gündüzdür. Eskisi gibi her 2-3 saatte bir uyanmamaktadır. Geceleri ancak bir kaç kez beslemek için uyanabilirsiniz. Gündüz uykuları ise 2-3 parti halinde yaklaşık 5 saat olacaktır.Bu dönemde:
Bebeğinizin uyku saatlerini planlamaya başlayabilirsiniz. Geceleri 20- 20.30 sıralarında uyuması uygun olacaktır. Bu saatlerde bebeğiniz çok enerjik görünse de yatmasını sağlayın. gündüz uykularını da belli saatlere planlamaya çalışın.
Yatma zamanı için bir takım alıştırmalar geliştirmeye çalışın. Onu yatırmadan önce oynadığınız oyunları yavaşlatın. Pijamalarını giydirin. Hikaye anlatın, ninni söyleyin. Işıkları azaltın. Bunu her gün yaparak bebeğinizin yatma saati geldiğini öğrenmesini sağlayın.
Bebeğiniz gece uykusunu 10 saat uyuduktan sonra onu uyandırın. böylece gündüz uykularını da düzenli uyumasını sağlarsınız.

6-9 ay: Günlük uykusu yaklaşık 14 saattir. 7 saate yakın bir süre hiç uyanmadan uyuyabilir. Sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde iki kez kısa süreli gündüz uykuları uyuması uyku düzeninin sağlanmasında faydalı olacaktır.
Bu dönemde yatma zamanı için daha önceden geliştirdiğiniz alıştırmaların faydasını göreceksiniz. Artık önceden alıştırdığınız gibi pijamaları giydirdiğinizde , hikaye okuyup ninni söylediğinizde uyku zamanının geldiğini kabul edecektir.
Her gün aynı saatte gündüz uykularına yatmasını sağlayın.
Kendi kendine uyuyakalmasını sağlamaya çalışın.

9-12 ay: Bu aylarda muhtemelen bebeğiniz geceleri 10-12 saat ve gündüzleri iki kez yarım- 2 saat uyuyor olacaktır. Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır.

12-18 ay:Bu aylarda bebeğiniz günde 13-14 saat uyuyacaktır. 18 aylık olduğunda günde iki kez olan kısa gündüz uykularını öğleden sonralarıyarım- iki saatlik tek uykuya indirebilir.Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır.

18- 24 ay:Geceleri 10-12 saat, gündüzleri 2 saatlik bir öğlen uykusu yeterli olacaktır. Bu aylarda çocuğunuz oluşturduğunuz alışkanlıkları yıkabilmek için çeşitli hilelere başvurabilir.

BEBEĞİNİZİ UYKUDA KONTROL EDİN
Bebeğiniz uyuduktan sonra 5,10 ve 15. dakikalarda kontrol edin. Eğer uyanırsa sırtına birkaç kez yavaşça vurun. Eğer ağlaması kesilmezse uyuyuncaya kadar sinirlenmeden yatağının başında kalın.Ancak yatağından almayın. Bu birkaç hafta sürse bile yılmayın.

Bebeğiniz kendi kendine uyumaya alışana dek her akşam kademeli olarak yanında oturduğunuz sandalyenizi uzaklaştırın. Gerekirse onunla konuşun.

Bebeğinize mutlaka iyi geceler öpücüğü verin. Bu özellikle gergin ve sinirli bebeklerde oldukça işe yarayacaktır.

medineli
06-01-08, 15:37
BEBEĞİNİZ NİÇİN AĞLAR
Geçmiş araştırmalar, ağlayan bebeklerin anında ve olumlu ilgi ile yaklaşılırsa, kendi haline bırakılanlara oranla, büyüdüklerinde ağlamaya daha az eğilimli olduklarını göstermiştir . Bebeğiniz ağladığında göstereceğiniz yakınlık ile, onunla güven ve ilgiye dayalı, sevgi dolu bir bağın temellerini atarsınız. Hem siz hem de bebeğiniz bu zorlu ağlama dönemini atlatmaya çalışırken arada kurulan derin bağdan yarar göreceksiniz.
AĞLAYAN BEBEKLE NASIL İLGİLENMELİ ?

Bebeğinizin ilk aylarda ağlamak için pek çok nedeni vardır. Bebeğiniz ağladığında onu rahatlatacak güvenli yollardan birini deneyin.
0-6 AY ARASI BEBEKLER

AÇLIK: Karnı acıktığında ağlayacaktır .Siz bir süre sonra bu ağlamayı tanıyacak ve ne zaman olacağını tahmin eder duruma geleceksiniz. Bebeğinizin beslenmesini belirli saatlerle kısıtlamak zorunda değilsiniz. ''Açlık ağlamasını'' duyduğunuzda onu besleyebilirsiniz.
SUSUZLUK: Mama ile beslenen bebeklerde öğünler arasında sterilize edilmiş su verilebilir .Bebeğiniz, anne sütü ile besleniyorsa susadığını düşündüğünüz durumlarda, su vermek yerine onu emzirin.
KUCAKLANMAK İSTEĞİ: Bebeklerin sizin fiziksel temasınıza gereksinimi vardır .Onu kucağınıza alın ve göğsünüze dayayarak, kalp atışlarınızı duymasını sağlayacak şekilde taşıyın. Ağladığında, hızlı bir şekilde aşağı yukarı sallanmaktan hoşlanmayabilir .Yavaş, yumuşak ve rahatlatıcı hareketlerle onu sallayabilirsiniz. Müzik dinletmek veya sizin söyleyeceğiniz bir şarkı da bebeğinizi rahatlatabilir.
ÜSTÜNÜN DEĞİŞTİRİLMESİ: Bebeğiniz, giysilerinin çıkarılmasından hoşlanmayabilir. Bunun nedeni üşümesi değil, sadece içinde rahat ettiği uyku tulumu veya yeleğin çıkarılmasındandır .Onu mümkün olduğunca çabuk soyun ve onunla konuşmayı deneyin. Üstünü değiştirirken eğer üzerine bir havlu veya hafif bir örtü koyarsanız ağlamasının azaldığını göreceksiniz, çünkü kumaşa tutunacak ve onu cildi üzerinde hissedecektir. Bu dönem birkaç hafta içinde geçer.
ÇOK SICAK VEYA ÇOK SOĞUK: Bebeği uykuya yatırdığınızda oda sıcaklığı sabit olmalıdır. İdeal oda sıcaklığı 22 derece dir. Bebeklerin uyurken bez, yelek ve tulumdan başka bir şeye gereksinimleri yoktur .Onu çok fazla örtmeyin. Bebeğinizin vücut ısısını karnına dokunarak anlayabilirsiniz: Çok sıcak ise gereğinden fazla giydirmiş veya örtmüş olabilirsiniz.
KORKU: Bebeğiniz yüksek seslerden, parlak ışıklardan, ani ve hızlı hareketlerden irkilip rahatsız olabilir. Bunun sonucu ağlarsa, onu göğsünüze dayayarak sakinleştirmeye çalışın. Mümkünse, sıkıntısının kaynağını ortadan kaldırın.
KOLİK: Akşam yemeği saati ve bebeğiniz aniden ağlamaya başladı. Tanıdığınız bir ağlama değil, amansız bir çığlık ve hiçbir şekilde onu susturamıyorsunuz. Ağlaması o kadar güçlü ve ısrarlı ki yüzü kızarıyor, vücudu bir top şeklini a1ıyor. Bu ağlama nöbetleri günün düzenli parça1arı haline geliyorsa, muhtemelen bebeğinizin kolik şikayeti vardır . Bebeğin 20 günlük ile 3 aylık görülen kolik sancılarına neyin sebep olduğu ve kesin tedavisi bilinmemektedir. Üç ayın sonunda kendiliğinden geçecek bu sancı süresince sakin ve sabırlı olmaya çalışın.
Tedavi:

Koliğin hiçbir bilinen tedavisi yoktur.Ancak bazı önlemler yararlı olabilmektedir:

Öncelikle bebeğinizi bir hekime götürün ve ağlama ve karın ağrısına neden olabilecek diğer hastalıklarla ayırıcı tanısının yapılmasını sağlayın.
Bebeğinizin rahat ve tok olmasını sağlayın.
Bebeğinizi dik olarak kucağınıza alın ve sırtına minik darbeler vurarak sakinleştirmeye çalışın.
Biberonla beslenme 20 dakikadan az sürüyorsa daha az delikli bir biberon başıyla beslemeyi deneyin.Böylece emme arzusunu giderin.
Sessiz ve daha az aydınlık bir oda dış uyaranları azaltarak yardımcı olabilir.
Bebeği korkutabilecek ani hareketlerden sakının.
On dakikadan fazla süredir bebeğiniz ağlıyorsa yüzüstü yatırmayı deneyin.
Çok aktif bebeklerde bebeğin bir battaniye ile sarmalanması işe yarayabilir.
Bazı bebekler araba yolculuğu ile bazıları da saç kurutma makinesi veya elektrik süpürgesi sesi ile sakinleşebilmektedirler.
Ana baba olarak çocuğunuzun sağlıklı bir bebek olduğunu, infantil kolik in çocuğunuzun büyüme ve gelişmesi üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmayacağını ve bir müddet sonra kendiliğinden geçeceğini unutmayın ve moralinizi bozmayın.
Bebeğinizi formül mamaları ile besliyorsanız mamayı değiştirin. İnek sütü proteini olan mamalar yerine soya formüllü mamalar bazen yararlı olabilmektedir.
Bebeğinizi emziriyorsanız yediğiniz gıdalara dikkat edin (Lahana,karnabahar,brokoli,inek sütü,çukulata ve soğandan uzak durmayı deneyin)
Koliklerde kullanılan hiçbir ilacın faydası kanıtlanamamıştır. Bazı yan etkilere neden olabilirler.
6 AYDAN BÜYÜK BEBEKLER

Bebek büyüdükçe; hayal kırıklığı çocuğun sıkıntısının en büyük nedeni haline gelir . Emeklemeyi ve sonra da yürümeyi öğrendi mi dünyayı araştırma olanağı olacak, aynı zamanda başını belaya sokacaktır .Onun kapıları açıp kapamasını mutfak dolabından eşyaları almasını engellemeye çalıştığınızda hayal kırıklığına bağlı göz yaşlarının akmaya başladığını göreceksiniz. Fakat kısa bir süre sonra ona oynayacak başka bir şey verdiğinizde bunu unutacaktır

Bebeğiniz 2-3 yaşına girdiğinde, ağlama nedenleri daha karmaşıklaşacak ve tercihlerini, duygularını içerecektir. Bebeğiniz daha önce bahsedilen nedenlerle ağlayabileceği gibi, ağlamayı dikkat çekmek için kullanabilecek, hatta bunu bir krize bile dönüştürebilecektir.

Kızgınlığını, korkularını ifade etmek için ağlayacaktır .Kendini güvende hissetmediği, sizden ayrı kaldığı hatta kısa bir süre için yan odaya geçtiğinizde dahi ağlayacaktır . Yeni bir şeyler öğrendikçe, yeni insanlar tanıdığında, hoşuna gitmeyen şeyler olacak ve hemen gözyaşları akmaya başlayacaktır . Zaman içinde, bebeğinizin ağlama nedenlerini belirleyip onu rahatlatacak yöntemleri bulacaksınız. Ancak bebeğinizi çok kısa süre dahi yalnız bırakamıyorsanız ve ciddi bir korku problemi oluştuğunu düşünüyorsanız doktorunuza danışın.

medineli
06-01-08, 15:38
ANNE BABALAR İÇİN PRATİK ÖNERİLER

Özellikle çok küçük bebekleri yatıştırmak için birkaç basit öneri:

Emzik ve biberon işe yarar, ancak bebeğinizin onu saatlerce emmesine izin vermeyin. Emzik ve biberonun tatlıya batırılması ve tatlı içeceklerle kullanılması diş çürüklerine neden olabilir .
Şarkı söyleyin ve onunla dans etmeyi deneyin. .Radyo veya teypten gelen dinlendirici bir müzik işe yarayabilir .Tabi o çıngırak gibi gürültü çıkarabileceği bir oyuncağı da tercih edebilir. Seyredebileceği renkli ve hareketli bir şeyler hoşuna gidecektir .
Kanguruda sizinle temas edebilecek şekilde tutun. Onunla yürüyüş yapın veya dans edin. Onu kollarınızda veya ayaklarınızda hafifçe sallayarak uyutmayı deneyin.
Onu arabanızla veya kendi bebek arabasıyla dışarı gezmeye çıkarın. Özel1ikle geceleri çok etkili bir yöntemdir .Bebeğinizin sık ağlaması sizin için büyük bir endişe kaynağı olabilir . Tüm gün boyunca ve her fırsatta ağlayan bir çocukla uğraşmaktan sinirleriniz yıpranabilir.

NE ZAMAN ENDİŞELENMELİYİZ ?

Bebeğinizin sık ağlaması sizin için büyük bir endişe kaynağı olabilir . Tüm gün boyunca ve her fırsatta ağlayan bir çocukla uğraşmaktan sinirleriniz yıpranabilir . Bebeğinin ağlamasından, her anne baba farklı şekillerde etkilenirler .Bazı anne babalar endişelenip, çocuklarının ağlamasından kendilerini sorumlu tutarlar.
Diğerleri bu gürültüden ve bölünen gecelerden rahatsız olurlar. Kendilerini kaybetme noktasına gelenler, eğer susmazsa çocuğu fiziksel olarak cezalandırmakla tehdit ederler. Böyle bir davranış, bebek tarafından kolayca algılanır ve çok daha fazla ağlamasına neden olur.

Eğer çocuğunuzun ağlaması sizi çok kötü etkiliyor ve onu hırpalayabileceğinizi hissediyorsanız, bunu bir yakınınızla veya doktorunuzla tartışın. Yeni anne baba olmak zordur, bu nedenle sıkıntınızı tartışmak sizi rahatlatacaktır. Kendinize de bir miktar zaman ayırmayı unutmayın ve arada sırada bebeğiniz yanınızda olmadan da dışarı çıkmayı deneyin.
BEBEK ALIŞVERİŞİ
•Zıbın
• Külot
• Atlet
• Şapka,
• Bodyler
• Patik, eldiven, bere, çorap
• Mendil, önlük
• Hırka, yelek
• Göbek bağı bandı
• Oyuncak • Karyola
• Dolap
• Şifonyer
• Nevresim takımı
• Yastık
• Yorgan
• Kenar Minderi
• Battaniye, pike
• Cibinlik
• Yatak şiltesi
• Bebek banyo küveti
• Büyük küçük banyo havluları
• Oda termometresi
• Oda nemlendiricisi
• Anakucağı
• Tırnak seti
• Vücut termometresi
• Tarak Seti
• Göbek bağı bandı
• Burun temizleyicisi
• Islak mendil
• Çocuk bezi
• Kulak pamuğu
• Biberon
• Biberon emziği
• Emzik
• Dişlik
• Mama sandalyesi
• Pişik Kremi
• Şampuan, Bebek sabunu, bebek kremi
EMZİK
Emzik Hakkında Bazı Gerçekler
Bebekler doğumun hemen ardından emziğe alışırlar ve ayrılmaları uzun sürer. Genellikle 2 yaşına gelene kadar da emzik alışkanlığını sürdürürler. Ancak bu konuda dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var.

Emzik bebeğin doğal emme içgüdüsünü tatmin ediyor, ayrıca ona güven hissi veriyor. Artık günümüzde uzmanlar bunları söylüyorlar. Emzikten kaçınmak yerine, bu konuda doğru bilgi sahibi olmak ve bebeğe uygun bir şekilde vermek gerekiyor. Çünkü emziğe alıştırılmayan bebek, bir süre sonra parmak emmeye başlayabiliyor. Ancak çocuğunuzu emzikten vazgeçirmek daha kolay oluyor. Parmak emmeye alışınca, çocuğun bundan vazgeçmesi çok uzun yıllar alıyor ve damakta ve dişlerde sorunlar ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla bebeğinize emziğe alıştırın ancak önce yazımızı okuyun.

Emziği neden bu kadar seviyor?
Emzik bebeklerin doğal emme içgüdülerini tatmin ettiğinden onlar için vazgeçilmezdir. Emme hareketi bebek için başlı başına bir memnuniyet kaynağıdır. Çünkü doğumu izleyen haftalarda bebeğin en güçlü refleksi emmektir. Emzik sayesinde üzerindeki gerilimi atar, sakinleşir ve uykuya daha kolay dalar.

Alışkanlığı nasıl engelleyebiliriz?
Anne ve babanın en çok dikkat etmesi gereken nokta; bebekleri gergin, sinirli ve huysuzken emziği onu susturmak için tek çare olarak görmemektir. Ağlayan bebeği susturmak için önce tatlılıkla yaklaşarak sakinleştirmeye çalışmak gerekir.

Emziğin tabanı olmalı mı?
Emzik tabanı bebeğin emziği yutmasını engelleyen bölümüne verilen isim. Bu plastik kısım burun deliklerini kapatmayacak şekilde yapılıyor ve hava geçmesini sağlamak için delikleri bulunuyor. Sert ve yumuşak malzemeden yapılmış olanlarını piyasada bulmak mümkün. Ancak geceleri yumuşak malzemeden yapılanları tercih etmemelisiniz.

Silikon emzik mi, kauçuk mu?
Emzikler kauçuk ve silikon olmak üzere iki maddeden yapılıyorlar. Doğal bir madde olan kauçuk çok elastik ve dayanıklı. Özellikle diş çıkartan bebeklerde kauçuk emzik kullanmak uygun olur. Ancak kauçuk emziklerin formu, suyu içlerine emdikleri için çabuk bozulur. Silikon da silisyumdan üretilir. Silikon emziklerin formu kolay bozulmaz, ancak diş darbelerine karşı dayanıklı değillerdir. Bu yüzden silikon emzikler henüz diş çıkarmamış bebekler için daha uygundur.

Damaklı mı damaksız mı?
Damaksız emzikler anne memesini andırdığı için bebekler tarafından tercih edilir. Ancak bu tür emzikler özellikle bir yaşından sonra damağa baskı yaparak damak yapısını ve üst ön dişlerin sıralanışını bozabilirler. Bu tür emziklerin bir yaşından sonra kullanılması önerilmiyor. Damaklı emzik ise daha elips ve yukarı doğru kıvrıktır. Bu anatomik şeklinden dolayı 2-3 yaş arasında bile rahatlıkla kullanılabilir. Damağa tamamen adapte olduğundan, herhangi bir deformasyona neden olmaz.

Gece de kullanılabilir mi?
Doğrusu bebekleri geceleri emziksiz uyutmak daha zor olur. Bebek emziksiz uykuya dalamıyorsa, damaklı emzik tercih etmelisiniz. Bebek uykuya daldıktan sonra ise onu uyandırmadan emziği ağzından almalısınız.

Şekere batırılabilir mi?
Emziği bebeğe vermeden önce şekere veya bala batırmak hatalı bir alışkanlıktır. Bu hareket bebeğin diş minelerini zedeler ve diş çürüklerine neden olur. Ayrıca buna alışan bebek, ağzında sürekli tatlı bir tat almak isteyebilir. Bebeklerin kalıcı olmayan süt dişlerinin de bakımı çok önemlidir. Eğer bunlara iyi bakılmazsa hemen altlarında bulunan kalıcı dişler de zarar görebilir.

Nasıl temizlenmeli?
Emziğin temizliği üretildiği malzemeye göre değişir. Kauçuk olanlar özel bir dezenfektan madde yardımı ile soğuk sterilize edilmelidirler. Silikon olanlar ise sıcak yöntemle de steril hale getirilebilirler. Emziklerin devamlı temiz durmasını istiyorsanız, emniyetli bir çengelli iğne ile çocuğun kıyafetine tutturun ve böylece sürekli yere düşmesini engelleyin.

Emzik hangi yaşta bırakılmalı?
Genelde emziğin 2 yaş civarında bırakılması gerekir. Eğer bu gerçekleştirilemiyorsa biraz daha ertelemek mümkündür. Ancak bu esnada emzik kullanma zamanının sürekli azaltılması gerekir. Bu dönemlerde eline kemirmesi için taze sebze verebilirsiniz. Ancak onu asla bir şeyler yerken yalnız bırakmayın. Her ne koşulda olursa olsun, 4 yaşına kadar emzik alışkanlığının ortadan kaldırılması gerekir. Uzun süre emzik kullanımı kulak iltihabına ve diş yapısının bozulmasına neden olabilir.

medineli
06-01-08, 15:38
BABANIN YERİ
Hazırlayan: Bursa Sağlık Müdürlüğü Ruh Sağlığı ve Sosyal Hastalıklar Şubesi

Çocuğun büyümesinde ve gelişmesinde babanın çok önemli bir rolü vardır. Etkin bir baba rolü, çocuğun her türlü gelişimine olumlu yönde etki etmektedir.

Babanın çocuğu ile ilişki kurma biçimi, çocuğun kişiliğini etkiler. Babasından ilgi ve sevgi gören çocukların arkadaşları ile ilişkilerinde daha uyumlu, liderlik özellikleri gelişmiş, yetenekleri artmış çocuklar olduğu gözlenmiştir. Anne ve babanın birbirine uyumlu ve dengeli olması, çocuğun yetiştirilmesinde tüm gereksinimlerin karşılanmasında sorumluluk alması, çocuğun kendisiyle ve dünya ile barışık, mutlu bir birey olmasına katkıda bulunur.

Baba, çocuğun gereksinim duyduğu uyaranları sağlayan en önemli kişilerden biri olması nedeniyle, çocuğun zihinsel gelişiminde etkili olur. Baba sadece doğrudan davranışıyla değil, çevre düzenlemeleriyle de çocuğun zeka gelişimine katkı sağlar. Baba; çocuğun bağımsız davranmasını, çevreyi keşfetmesini destekleyen, cesaretlendiren bir tutum içerisinde olduğunda, çocuğun zeka gelişimi olumlu yönde etkilenmektedir. Babanın çocuğa oyun arkadaşı olması, konuşması, kitap okuması, dokunması çocuğun zekasını olumlu yönde etkilemektedir.

Babanın en önemli rollerinden biri de çocuğun cinsel gelişimi üzerindeki etkisidir. Kız ve erkek çocuğu doğuştan getirdiği kendi cinsiyet rolüne ait özellikleri ancak sağlıklı modelin izlenmesi ve taklit edilmesi yoluyla gelişebilmektedir. Babanın aile içindeki tavrı, fonksiyonu, çocuğuyla kurduğu yakın, açık ve güvenli bir ilişki, özellikle erkek çocuğunun baba ile özdeşleşmesini kolaylaştırmakta ve kendi cinsiyet rolünü geliştirmesine yardımcı olmaktadır. Erkek çocuğunun taklit edebileceği ya da yakın ilişki kurarak özdeşleşebileceği bir modele ihtiyacı vardır.

Aynı şekilde kız çocukları için de babanın rolü, karşı cinsi anlaması, kendine güven geliştirebilmesi açısından önem taşımaktadır. Babayla iletişimde bulunarak, erkeklere nasıl tepkide bulunacağını öğrenmektir.

Çocuğun gelişiminde, hayata hazırlanmasında uygun disiplin yöntemlerinin kullanılmasının önemi büyüktür. Disiplinin oluşturulmasında babaya önemli görevler düşmektedir. Babanın kızan, bağıran,otoriteyi temsil eden, kendisinden korkulan ve tehdit unsuru olarak kullanılan rolde olmaması gerekir. Babanın çocuğuyla açık, tutarlı ve belli esneklikleri olan bir ilişki kurması sağlıklı bir baba-çocuk ilişkisinde önemli bir rol oynar.

Babanın Çocuğuyla İletişiminde Dikkat Etmesi Gerekenler

-Çocuğa sevgi, ilgi göstermeli ve zaman ayırmalıdır. Çocuğa gösterilen sevgi ve ilgi sonucunda çocuk kendisine değer verildiğini, sevildiğini hisseder ve mutlu olur.
-Çocuğa sevgisinin içten, sıcak, yalın ve koşulsuz olduğunu göstermelidir.
-Bebeklik döneminde, bebeğin bakımına katılmalıdır. Bebeğin sağlığı, beslenmesi, temizliği, ağladığında sakinleştirilmesi ve tüm ihtiyaçlarını karşılaması önemlidir. Bu ilişki daha sonraki sürecek olan sağlıklı ilişkinin önemli bir parçasıdır,
-Çocuğu olduğu gibi kabul etmeli, başkalarıyla kıyaslamamalıdır,
-Çocuğun çabalarını, olumlu davranışlarını desteklemeli, başarısızlıkları karşısında sabırlı, sakin, yapıcı olmalıdır,
-Çocuğun sorumluluğunu ve ihtiyaçlarını anne ile paylaşmalıdır,
-Çocuğun hayatındaki önemini, çocuğa göstermeli ve ifade etmelidir,
-Baba davranışlarıyla çocuğa iyi bir model olmalıdır.
Babalar bazen çocuklarıyla yeterince zaman geçiremedikleri ve yeterince ilgilenemedikleri kaygısıyla çocuklarını hediye ve oyuncağa boğabilmektedirler. Oysa bu tavır çocukların yeni bir şeye sahip olmanın keyfini yaşamaktan alıkoymakta ve sürekli talep etmesine, sahip olduklarından memnun olmamasına neden olmaktadır. Üstelik baba ile çocuk arasında gerekli olan duygusal yakınlığın yerini de tutmamaktadır. Her gün oyuncak getirmek yerine, çocuğu kucağa almak, sohbet etmek, oyun oynamak, çocuk içinde baba içinde çok daha doyurucu olmaktadır. Babanın kısada olsa çocuğuyla özel zaman geçirmek ve bu zaman diliminde çocuğun duygusal ihtiyaçlarıyla ilgilenmesi çok önemlidir.

Babalık çaba gösterilerek öğrenilir. Baba bebeğiyle ilgilenir, konuşup, öpüp, koklar, bakımına yardımcı olur, birlikte zaman geçirirse, bebekle aralarındaki ilişki güçlenir. Bebeğin ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilir. Babanın bebeğin bakımına katılması, babalık rolünü daha kolay benimsemesine yardımcı olur.

Babanın bebeğin bakımına katılması, bezini değiştirmesi, banyosunu yaptırmayı öğrenmesi, beslemesi, kucağına alması, ağladığında sakinleştirmesi yani yaşamının bir parçası olması baba-bebek arasındaki ilişkiyi güçlendirir ve annenin iş yükünü hafifleterek dinlenmesine imkan sağlar. Annenin ev işleri dışında kendine zaman ayırması, anneye güçlü bir duygusal destek ve enerji kazandırır ve bu hem aile içi ilişkilere hem de çocuğun sağlığına olumlu katkıda bulunur
BEBEĞİMİN GENEL BAKİMİ
YENİDOĞANDA CİLT BAKIMI
Deri birçok rolü ve fonksiyonu olan yaşamsal bir organdır. Toksin ve infeksiyonlara karşı bariyer, ısı dengesi, su ve elektrolit dengesi, yağ deposu, yalıtım ve dokunma duyusunu sağlar. Bu fonksiyonlar doğumdan itibaren bazı değişikliklerle sağlanır. Değişikliklerin en yoğun olduğu dönem doğumdan sonraki ilk iki yıldır. Aköz fakat steril atmosferden patojenlerden zengin kuru ortama geçiş yenidoğan derisinde dramatik bir değişim oluşturur. Epidermal bariyerin bütünlüğü su kaybı ve mikroorganizma direnci için önemlidir. Temel deri bakımının amacı travmatik yaralanmaları azaltmak, olgunlaşmamış bariyer fonksiyonunu korumak, deri bütünlüğünü sağlamaktır.

medineli
06-01-08, 15:39
VERNİKS KAZEOZA

Verniks kazeoza anne karnındaki dönemde fetusu koruma görevinin yanısıra antioksidan, yara iyileşmesini kolaylaştırma, su geçirmezlik özellikleri de olan fizyolojik bariyerdir. Doğumda deri verniks kazeoza ile kaplıdır. Bu beyazımsı yağlı tabaka tüm vücudu örtebilir veya sadece kıvrım bölgelerinde var olabilir. Doğumu izleyen saatlerde kurur ve dökülür. Rengi anne karnındaki dönemdeki problemleri yansıtabilir.
Verniks kazeozanın kaldırılması: Genellikle doğumdan hemen sonra bebek yıkanmadan önce temiz bir havlu ile silinir.

ISI DENGESİ

• Zamanında doğan bebeklerde ilk üç gün içinde ısı dengesinin sağlanmasına yönelik işlemler başlar.
• Terleme ilk olarak alında başlar ve daha sonra gövde ve ekstremitelerde ortaya çıkar. Preterm bebeklerde yaşamın ilk günlerinde ısıya karşı terleme görülmez.
• Deri vücudun ısısını kontrol etmede yardımcı olur. Çok küçük çocuklarda, aşırı sıcak ya da soğukla başa çıkmada ısı kontrolü daha zordur.
• Üşümemesi için ne kadar giydireceğinize gelince; yetişkinlere göre bir kat fazla giysi giydirilmesi, uykusu sırasında üzerinin örtülmesi yeterlidir.
• Çok küçük bebeklerde el ve ayaklar soğukta mavi benekli bir görünüm alabilir. Bu önemli bir sorun değildir. Ancak, soğukta el ve ayakları örtmek bu durumu önleyecektir.
• Giyimli olduğu halde elleri soğuksa üşüyor olabilir, kolayca terliyorsa fazla giydirilmiş olabilir. Koltuk altından derece ile ölçülen vücut ısısı 36-36.5°C ise üşümüyor demektir.
• Bebeğinize kundak yapmayınız. Kundak doğumda normal olan bebeğin kalçasında çıkıklığa yol açabilir. Bunun yerine bebeğinize onlar için yapılmış zıbın, tulum, pijama şeklinde giysileri giydiriniz. Bazen bebeklerin kaburga kemiklerinin batmaması için göğüs çevresine sıkı sıkıya bir sargı yaparlar. Bunu da yapmayınız, bu sargılar bebeğinizin nefes alıp vermesini güçleştirir. Bebeğiniz için çarşıdan aldığınız giysileri paketini ilk siz açsanız bile yıkamadan giydirmeyiniz. Pamuklu, yumuşak dikişli, rahat ve kolay yıkanıp ütülenebilen, tüylü olmayan kumaşlardan yapılan bebek giysilerini ve battaniyelerini tercih ediniz. Bebeğinizin giysi ve battaniyelerini, havlu ve nevresimlerini sabun veya sabun tozu ile yıkayınız ve ütüleyiniz. Çamaşır makinesinin son durulama işleminde suya herhangi bir kimyasal madde ilave etmek gerekmez.
SAÇ VE TIRNAK BAKIMI
Lanugo: Prematürelerde özellikle sırt, omuzlar ve yüz lanugo denilen kıllarla kaplıdır. Bu kıllar normalde doğumdan bir ay önce anne karnındayken dökülür ve yerine zamanında doğanlarda görülen daha kısa lanugo çıkar. Saçlar gibi bunlarda ilk aylar içinde yerlerini vellus kıllara bırakırlar. Kalıtsal bir hastalık olan konjenital hipertrikozis lanuginozadan ve hipertrikoz ile seyreden hastalıklar ayırt edilmelidir.

Bazı bebekler fazla saçlı olarak doğarlar. Bu saçlar, tekrar yumuşak ve ince yeni saçlar çıkmadan önce ilk birkaç ay içinde dökülebilir. Bebeklerin yumuşak olan saçları, daha kuvvetli, uzun ve kalın olan yetişkin saçlarından farklıdır.

Bazı bebekler çok az saçla doğarlar. Bu saçlar giderek normal büyüme düzenine döner ve ilk bir ya da ikinci yılda dökülürler. Çocuk ve küçük bebeklerin saçlarının kesilmesi gerekmez.
Sırtüstü yatan ve hareket eden bebeklerin başlarında saç derisinin yatak çarşaflarına sürtündüğü yerlerde saçlarda seyrelme olabilir.

Küçük bebeklerin çoğunun saçlarını şampuan ile yıkamaya gerek yoktur. Eğer şampuan kullanılacaksa, olabildiğince az miktarda ve sıklıkta çok hafif bir şampuan kullanmak uygun olur. Çocuklarda, saçlı derideki yağ bezlerinin çalışma bozukluğu sonucu oluşan kabuklu deri iltihabı oldukça yaygın olup, çoğu zamanla geçer. Kabuklar, baş derisine bebe yağı ya da nemlendiriciler ile masaj yaparak çıkarılabilir.

Bebeklerde saç rengi oldukça çeşitlilik gösterir. Bazı bebeklerin saçları doğduklarında koyudur. Bu saçlar daha sonra dökülerek yerlerine açık renkli saçlar çıkar. Tersi daha az yaygındır. Kızıl saç, saçların normal büyüme düzenine girdikleri altı ya da dokuz aya kadar belirgin olmayabilir. Ayrıca, saç rengi, bebek büyüdükçe de değişebilir. Bu bağlamda, sarışın çocukların saçları genellikle sekiz yaş civarında koyulaşır.

Bebeğin tırnağını, ona özel bir bebek tırnak makası ile kesebilirsiniz. Uzamış tırnaklarıyla bebek, yüzünü ve gözünün kornea tabakasını çizebilir. Bebek tırnak makasıyla tırnağın keskin ve sivriköşeleri de ince bir törpüyle yumuşatın. Bu işlemi yaparken yanınıza bir yardımcı almalısınız.
Bazen tırnak altındaki deri tırnağın ilk gelişimi sırasında yeterince düz olmayabilir. Bu durumda tırnak deriye batar ve el ya da ayak parmağının ucunda şişlik veya kızarıklık oluşabilir. Bu, tedaviye gerek kalmadan tırnak büyüdükçe zamanla geçecektir.
GÖZ BAKIMI:
Doğumu takip eden günlerde gözlerde çapaklanma, akıntı ve kızarıklık ile kendini gösteren konjonktivit (göz iltihaplanması) ile de sıkça karşılaşılır. Bunun nedeni yeni doğan bebeklerde üretilen göz yaşını burun içine akıtan kanalın drenajının bazen yeterli olmamasıdır. Doğum sonrası göz bakımını yaparken günlük kaynamış ılınmış su ile ıslatılmış lokmalar halinde pamuk parçalarını kullanabilirsiniz. Önce ellerinizi sabunlu suyla yıkayıp temiz havlu ile kurulamayı unutmayınız. Islattığınız pamuk lokması ile bebeğin gözünü pınarından başlayıp kuyruğuna kadar yumuşakça bir kerede siliniz. Diğer göz için yeni bir pamuk lokması kullanınız. Bu bakıma rağmen bebeğinizin gözü çapaklanıyor, sulanıyorsa doktorunuza başvurunuz.
KULAKLAR VE BURUN BAKIMI:
Temizlik ve bakım için pamuklu çubuk ve benzeri şeyler kullanmayınız. Bunlar bebeğin kulaklarını ve burnunu tahriş edebilir. Bir parça kaynatılmış ılık su ile ıslatılmış pamuk veya yumuşak bir peçete ile kulakların ve burunun giriş delikleri silinebilir.

DİĞER
Miliarya (İsilik): Derideki küçük ter bezi kanalları olan gözeneklerin sıcak ve nemli havaya ve yüksek ateşe bağlı aşırı terleme sonucu tıkanması ile oluşur. Sıcak ve nemin fazla olduğu ortamlar, geçirgenliği olmayan giysiler miliarya oluşumunda önemli rol oynar. Aşırı nemlendirici kullanma, sabun ve deterjanlar sorunu daha da artırabilir. Tıkanıklık düzeyine göre farklı döküntüler gelişir. Daha hafif olan isilik küçük ve kolayca patlayıp ince pullar oluşturan su kabarcıkları halinde görülür. Daha ağır vakalarda, kaşıntılı ve su toplayan kırmızı döküntüler oluşabilir. Bu döküntüler sıcakta karıncalanma veya kaşınma hissi yaratabilir. En yaygın olarak alın, yanaklar, gözkapakları ve bazen de burunda oluşur. Ayrıca, bel lastikleri gibi giysi malzemelerinin ter bezlerini tıkadığı yerlerde de görülebilir.

İlk iki hafta içinde sık görülür.
Sıcak havada bebeği serin tutmak önemlidir. Bezler sık sık kontrol edilmeli ve ıslak olmaları halinde değiştirilmelidir. Bel lastiği sıkı naylon kilotlar kullanmaktan kaçınmak gerekir. Nemlendirici kullanılıyorsa, çok sık olmamak şartıyla hafif bir şekilde sürülmelidir. Sıcak havalarda koyu nemlendirici kullanmaktan kaçınınız. Cildi, ılık suyla yıkanmalıdır. İnfeksiyon şüphesi varsa antibiyotik başlanmalıdır. Kalamin veya lanolin içeren losyonlar, şeklinde zayıf etkili kortikosteroidli losyonların geçici kullanımı yararlıdır. Tekrarlayabilir.

Yenidoğan aknesi: Yenidoğanın baş boyun bölgesinde yerleşir. Anneden geçen hormonların etkisiyle ortaya çıkar. Genellikle 3-6 ay içinde kendiliğinden iz bırakmadan geçer. Bazı bebeklerde devam edebilir; bu durumda ilaç kullanmak gerekebileceğinden mutlaka dermatoloji uzmanına başvurmak gerekir.

medineli
06-01-08, 15:39
CİLT LEKELERİ
Çiller: Normal olarak doğumdan sonra oluşur. Pigmentlerin ürettiği boya maddeleri ile renkleri koyulaşır. Çiller, çocukluk döneminde yanaklar, ellerin üst kısımları ve dirsekle bilek arası gibi vücudun en fazla güneş gören yerlerinde normal ile aşırı güneş ışınlarına maruz kalma sonucu oluşmaktadır. Çil oluşumu iyi bir güneşten korunma yöntemi ile önlenebilir. Güneşli havada ince giysiler giydirme, şapka takma, çocuk arabasına gölgelik takma dışarıda gölgede durma güneşin morötesi ışınlarına (UV) karşı en iyi korunma yöntemleridir. Gerekli olduğunda, koruma faktörü 15 ya da daha fazla olan koruyucu bir güneş kremi, giysilerle korunmayan yüz,ellerin üst kısmı ve ayaklara az miktarda sürülebilir. Çok küçük çocuklar için, hafif bir losyon ağır bir kremden daha yararlıdır. Çocuğun derisinin çok kuru olması durumunda, krem losyondan daha etkili olabilir.

Doğumsal benler: Yenidoğanların yaklaşık %1’inde doğumsal benler vardır. Küçük ve orta büyüklükteki benler klinik fotoğraflarla izlenir, yapısındaki değişikliklere göre çıkartılabilir.
Yaşam boyu malign melanom riski %4.6-8 arasında değişmekte bunların yarısı ilk beş yaş içinde ortaya çıkmaktadır. Habis dönüşüm en çok puberte öncesi dönemde gelişmektedir. Dev doğumsal benler olabildiğince erken dönemde büyüklüğü ve yeri uygun olduğu durumlarda tamamen çıkartılmalıdır.

Hemanjiomlar (Kırmızı benler/damar benleri):
Yenidoğanların %1-2.6’sında rastlanır, kız çocuklarda erkeklerden dört kez daha fazladır ve özellikle prematüre doğanlarda sıktır. Yaklaşık yarısı doğumda vardır. Diğerleri ilk ay içinde ortaya çıkar. En çok baş ve boyun bölgesinde yerleşir. On yaş civarında çoğunda tamamen geriler, ancak yerlerinde iz ya da renk değişikliği kalabilir. Çok sayıda hemangiomun bir arada oluşu iç organ tutulumu ile giden ölüm oranı yüksek hastalıkların habercisi de olabilir.

Mongol lekesi: En sık görülen pigmenter değişikliktir. Doğulu siyah ırka mensup olanlarda daha sık görülür. Sakral bölge veya sırt alt kısım en çok yerleştiği alanlardır. Mavi-siyah tonda birkaç milimetreden 10 cm veya daha büyük çaplara uzanan yapılardır. Hemen hemen bütün mongol lekeleri puberte öncesi kaybolur.

Café-au-lait makülleri: Yuvarlak veya oval, açık kahverengi lekelerdir. Çapları birkaç mm.den 20mm’ye ulaşabilir. Sağlıklı yenidoğanda en çok gluteal bölgede tek lezyon olarak görülür. Seyrek olarak beyaz ırka mensup çocuklarda üç, diğer ırklarda beşten fazla cafe-au-lait makülü bulunur. Puberte öncesi altı veya daha fazla sayıda 0.5 cm. ve daha büyük puberte sonrası ise 1.5 cm veya daha büyük maküllerin varlığı tip 1 nörofibromatöz lehinedir
DİKKAT!
Bebeğinize bakım yapacağınız zaman ellerinizin temiz olduğundan emin olunuz.
İlk haftalarda karşılaşabileceğiniz döküntü veya sarılık gibi renk değişikliği şeklindeki cilt sorunlarınız olabilir. Cilt değişikliklerinin ne olduğunun tanımlanmasının en iyi görülerek yapılacağını unutmayınız ve dermatoloji uzmanı ile bağlantı kurunuz.
GÖBEK BAKIMI
Göbek kordonu anne karnındayken bebeğin anne arasında kan yoluyla oksijen ile karbondioksitin ve besin maddeleri ile bebeğin atık maddelerinin değişimini sağlayan çok önemli bir yapıdır. Doğum sonrası artık bir işlevi kalmaz. Temiz ve kuru tutulursa yaklaşık 5-10 gün içinde düşer, yeri iyileşir. Bu zaman zarfında bebeğinizi her gün bebek yağları veya losyonlarıyla göbeğini koruyarak silebilirsiniz.

Göbeği düşesiye kadar, henüz düşmemiş göbek kordonunu bezin içine koymadan, dışarıda bırakacak şekilde bezini bağlayınız. Bu şekilde mikropların bulaşmasına çok açık olan göbek kordonunun idrarla ıslanmasına ve mikrop kapmasına engel olursunuz.
Son çalışmalarda izopropil alkol kullanımı önerilmemektedir.

Göbek bağı kullanmayın. Bu süre içinde bebeğinizi sünger banyosu ile temizleyebilirsiniz. Göbek düştükten sonra küvet banyosu yaptırabilirsiniz. Ancak ilk banyosu göbek kordonu kuruyup düştükten bir gün sonra yapılmalıdır.
• Bebeğinizin ateşi yükselirse,
• Göbek çevresinde kırmızılık oluşursa,
• Göbekte irin gözlenirse doktorunuza başvurun
BEBEĞİMİN BANYOSU
Mikrobiyal kolonizasyon doğumda yok ya da düşüktür. Birkaç gün içinde aerobik flora eklenir. Koagülaz (-) stafilokoklar (S. epidermidis) en sık görülendir. S.aureus gibi patojenik mikroorganizma görülmesi kontaminasyon ile olur. Antiseptik banyolar (heksa klorofen, klorheksidin yada povidin iyot) S.aureus sayısını azaltsa da toksik etkileri nedeni ile önerilmez.

Yenidoğanın yıkanması atıkların uzaklaştırılması, görünümünün düzeltilmesi ve mikrobiyal kolonizasyonun azaltılması amaçlarını taşır. Ancak işlem 5 dakikadan uzun sürmemelidir. Önemli olan banyo suyunun sıcaklığını iyi ayarlayarak özellikle ilk banyolarında onun korkmasına neden olmamaktır.

Çok az miktarda nötral pH’lı, kokusuz, boyasız solid ya da likid sabun kullanılabilir. Antibakteriyel ya da parfümlü sabunlar gereksizdir ve kullanmaktan kaçınılması gerekir. Prematürelerde steril su daha güvenlidir ve su ısısı 37 0C’yi geçmemelidir. Köpüklü banyo ürünleri irritasyon ve kuruluğa neden olabileceğinden sık kullanılmamalıdır.

Göbek düştükten 1 gün sonra banyo yaptırabilirsiniz. Göbek düşene kadar yumuşak bir bezle bebek cildini uygun bir sabunla silin ve daha sonra durulayın. Gün aşırı banyo yeterli olacaktır. Ancak ağzını, çenesini ve genital bölgesini sık sık ıslak, sabunsuz, yumuşak bir bezle silmeniz gerekir. Bazen anneler bebeklerini banyo ettirmekten çekinirler. Banyo sırasında bebeklerinin üşüyeceğini, hasta olacağını düşünürler. Bazı küçük noktalara dikkat edilirse banyo yapmaktan hiç bir zarar gelmeyecektir.
• Banyo esintisi olmayan, ısısı uygun olan ve değişmeyen bir ortamda yapılmalıdır.
• Banyo suyu sıcaklığı 37°C olmalıdır. Pratik olarak bilek iç yüzeyiniz veya dirseğiniz ile su sıcaklığını kontrol edebilirsiniz. Ne sıcak ne de soğuk hissetmemelisiniz.
• Banyosunu beslenme öncesi yaptırmak daha iyi olur. Çünkü dolu bir mide ile banyo yaptırdığınız sırada onu tutayım derken karnını sıkıştırmak kusmasını kolaylaştırır.
• Şampuan ve sabunları bebekler için uygun olan ürünlerden seçmeye çalışmalısınız.
Banyo sonrasında cildi durulamak son derece önemlidir.
Banyo sonrası bebek yağı veya losyonlarıyla yapacağınız vücut masajı onun rahatlamasını sağlayacaktır.
Cildin genellikle kuru olması halinde, günde birkaç kez, özellikle banyodan sonra nemlendirici sürmek gerekebilir.
BEZ BÖLGESİ BAKIMI
• Bez bölgesi bakımı için sık bez değişimi yapılmalı ve bölge ılık suyla yıkanarak dikkatlice pamuklu bezlerle kurutulmalıdır.
• Beslenme öncesi altı kirli ise veya bebek huzursuz ise bebeğinizin altını değiştirin. Beslenme ile barsak hareketleri artacaktır; bu nedenle beslenme sonrasında bebeğinizin altını değiştirmeniz gerekebilir.
• Bezlerin çok sık değiştirilememesi durumunda, naylon kilot giydirmekten kaçınınız.
• Emici özelliği fazla olan kaliteli malzemeden yapılmış bezler kullanınız.
• Alt temizliği önden arkaya doğru yapılmalıdır.

Napkin (Bez) dermatiti:

Bez bölgesindeki döküntü pek çok nedenden kaynaklanabilir. En çok rastlanan bez (napkin) dermatitidir.

Bez bağlamaya bağlı sürtünme ve ıslaklıkla bütünlüğü bozulan deriye, idrarın, dışkının parçalanma ürünlerinin, mikroorganizmaların, sabun ve deterjanlardaki kimyasal irritanların değişik derecelerdeki etkisi, geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı ve ishal bez dermatitinin gelişmesinde rol oynarlar.

En çok üçüncü haftadan sonra başlar, 7-12 aylar ise en fazla olduğu dönemlerdir.

Tipik bez dermatiti, temasın en fazla olduğu bölgelerde (gluteal alanlar, genital bölge, karın alt kısmı gibi) yerleşir, büklüm yerlerini etkilemez. Değişik şiddetlerde olabilir. Bez dermatitlerinin oluşumunda derinin ıslaklık derecesi önemli bir etkendir. Nemli ve masere deri daha geçirgen, yaralanmalara ve hasara duyarlı ve daha fazla mikroorganizma ile kolonizedir. Bez dermatitlerinden korunmada derinin kuru tutulması temel prensiptir.

• Yıkanan bezler yerine, tek kullanımlık bezlerin bağlanması,
• Bunların sık özellikle dışkılama sonrasında hemen değiştirilmesi,
• Bölgenin su ile temizlendikten sonra pamuklu bezlerle kurulanması
• İdrar ve dışkının doğrudan temasını kısmen engelleyen bezlerin kullanımı
• Günde iki defa, yıkama sonrası uygulanan %1 oranında hidrokortizonlu merhemler ve
• Gerektiğinde antikandidal preparatların kullanımı ile bez dermatitleri önlenir ve tedavi edilir.

Bez dermatitinin bazı tipleri ile karışan klinik görünümlere neden olabilecek ciddi hastalık tabloları vardır: Çinko eksikliği, Langerhans hücreli histiyositoz, primer herpes simpleks virus enfeksiyonu ve konjenital sifiliz tabloları. Tedaviye dirençli, farklı klinik görünümdeki bez dermatitlerinde mutlaka dermatoloji uzmanı bir hekime başvurmak gerekir.

Perianal dermatit:

Doğumdan sonraki ilk sekiz gün içinde ortaya çıkar. Prematürelerde ve formül mamalarla beslenenlerde sıktır. Dışkının pH’sındaki yüksekliğin etkisi sorumlu tutulmaktadır.
Hafif vakalarda perianal bölgede 2 cm genişliğinde eritem vardır. Şiddetli olduğunda daha geniş alan eritemle ödem ve erozyon eşlik eder. 7-8 haftada spontan iyileşme olur. Dışkılama sonrası hemen yapılan suyla temizlik ve beyaz yumuşak parafin gibi uygulamaları ile önüne geçilebilir.
BEBEK BEZİ VE PİŞİK
Yeni doğan bebek, tuvalet kontrolünü hayatının ilk dönemlerinde yapamaz. Bebek idrar ve dışkısını kontrolsüzce dışarı atar. Bu atıklar, bebeğin son derece hassas olan cildi üzerine, tahriş edici etkiye sahiptir. Cildin yüzeyindeki ince, koruyucu yağ tabakası, bu nem ve atıklarca geçilir ve cilt tahriş olur.

Buna fırsat vermemek amacı ile, insanoğlu çok eski devirlerden beri, bebeklerin altına, atıkları emebilecek ve cildi mümkün olduğunca kuru tutacak yaprak, toprak ve daha sonraları bezler koymuşlardır. Günümüzde kağıt bazlı, bir kez kullanımlık bebek bezleri, bu konuda en yaygın kullanılan çözümdür.

İster kumaş, ister kağıt bezler kullanılsın, zaman zaman bebeklerin poposunda kendisini parlak kırmızı renk ile gösteren tahriş durumları ortaya çıkar. Bu tablo pişik olarak adlandırılır. Neyse ki pişikler çoğunlukla çok ciddi tablolar halinde seyretmez. Bazı basit, temel koruyucu işlemler, bebeği pişikten veya daha ciddi durumlardan korur.

Kumaş ya da kağıt bezlerin kullanılmasında en önemli konu, sık değiştirmektir. Kullanılan bez ne zaman ıslanır veya dışkı ile kirlenirse değiştirilmelidir. Amaç bebeğin altının kuru tutulmasıdır.

Eğer yeteri sıklıkta, bezleri değiştiriyorsanız, başka hiçbir şeye ihtiyacınız yoktur. Talk pudrası, günümüzde çocuk sağlığı uzmanlarınca önerilmemektedir. Eğer ille de bir pudra tatbik etmek gerekirse, mısır nişastası (bu amaca yönelik olarak hazırlanmış) önerilmektedir. Yapılan bazı çalışmaların, kullanılan pudra zerreciklerinin havada asılı kaldığı ve solunum ile bebeğin akciğerlerine gittiği, nadir de olsa pnömoni (akciğerde enfeksiyon, zatüre) yaptığı gösterilmiştir. Yeterli sıklıkta altı değişen bebeğin, pudraya ihtiyacı yoktur. Özellikle, büyükanne-babalar torunlarına bol bol pudra serpmek, losyon sürmekten büyük keyif almaktadırlar. Bu yaklaşım pişiği engellemez. Bazı çocuk sağlığı uzmanlarına göre, kullanılan pudra ve parfüm içeren bazı ürünler, aslında bebek cildi için pişiklere neden olabilecek kimyasal maddeler içermektedir. Bu tür ürünlerin alerjik madde içermediğinden emin olmalısınız.

Bebeğin, kirli altını temizlemenin en etkin yolu sabunlu su ile yıkamak, su ile durulamak ve kurulamaktır. Bir çok aile kokulu sabun veya alkol içeren ürünler kullanırlar. Bu ürünler de pişiklere neden olabilirler. Pişik görüldüğünde, hemen sadece sabunlu su ile temizliğe dönülmelidir. Bazı uzmanlar, dışkı yapılmış poponun, içine 1-2 damla bebek yağı ilave edilmiş ılık su ile hafifçe yıkanmasını önermektedirler. Bu alan, daha sonra temiz, yumuşak, emici bir bez ile temizlenir.

Bebeğin altının değişimi sırasında 10-15 dakika süre ile bez bağlanmadan, bebeğin altının açık olması ve hava ile teması da oldukça koruyucudur.

Bebeğin altı bağlanırken, mümkün olduğunca bel bölgesinde gevşek bağlanmalı ve havanın bez içinde dolaşması sağlanmalıdır.

Bebeğin altı bağlandıktan sonra naylon bir külot (muşamba) veya sızdırmayı engelleyici katman koyulmamalıdır. Cildin hava almasını engellediği gibi nemin de içeride kalmasına neden olarak pişiklerin oluşumuna neden olur.

Eğer Pişik Varsa

Bebeğin altını sabunlu su ile temizleyin, durulayın ve kurulayın.

Pişik olan bölgeleri, idrar ve dışkıdan korumak için kalın tabakalar halinde, pişik için eczanelerde satılan kremlerden kullanınız.

Ne Zaman Doktora Gitmeli?

Bütün bebeklerde zaman zaman pişik görülebilir. Bunlar yüzeysel tahrişlerdir. Yukarıda açıkladığımız basit önlemler ile birkaç gün içinde geçmiyor ise doktorunuza başvurmalısınız. Pişik ilerledikçe cilt, daha parlak kırmızı bir renk alır, kasıklar da kızarır, kırmızı alanlardan odaklanan yuvarlak kırmızı lekeler sağlam ciltte de görülür. Çok ağrılı hale gelir, kaşıntı olabilir. Özellikle pişik kremlerine rağmen 3-4 gün devam eden olgularda, maya veya mantar enfeksiyonu düşünülür. Eğer pişik alanlarında sivilcemsi yapılar, küçük kabarcıklar görülüyor ise mikrobik enfeksiyonlar düşünülmeli ve hekime gidilmelidir.

medineli
06-01-08, 15:40
Bebek Bezi ve Sağlık

Bebek bezi, bebeğinizin sağlığı açısından size büyük ipuçları verir. Bebeğin günde kaç kez idrar yaptığını veya dışkılama yaptığını takip edebilirsiniz.

Bu da size
-Bebeğinizin yeterli su alıp almadığını
-Yeni aldığı besine karşı reaksiyonunu
-Üriner ve sindirim sistemi

sağlığı hakkında bilgi edinmenizi sağlar.

Normalde bebeğin idrar rengi neredeyse renksizdir veya hafif sarıdır. Alınan besinler, ilaçlar ve bazı hastalıklar idrar renginin değişmesine neden olur. Özellikle yeni doğan bebekler yeteri kadar su alamıyorlar ise idrar rengi pembe olabilir. Bunun nedeni ürat kristalleridir. Böyle durumlarda doktorunuza başvurmalısınız.Doktorunuz bebeğin idrarını test ederek, renk değişikliğinin susuzluktan mı yoksa başka bir nedenden mi olduğunu ayırt edecektir.

Bebek bezlerini tuvalete atmayınız. Kullan-at bezlerde mutlaka bebeğinizin cins, kilo ve yaşına göre uygun ürünler kullanınız.
BEBEKTE GAZ SANCILARI
Gaz sancıları olmasaydı; bebekleri büyütmek, sanırım, çok daha kolay ve keyif verici olurdu. Saatlerce süren, bitip bitip tekrar başlayan, yırtınırcasına ağlayan bebeklerin bu durumuna dayanabilmek, hele hele gencecik, deneyimsiz bir anne için çok zor olsa gerektir. Ancak annelerin unutmaması gereken bir nokta da; bugüne kadar gaz sancısı nedeniyle zarar görmüş bir bebeğin görülmemiş olmasıdır. Burada hemen söylemem gerekir ki; bebeklik dönemindeki ağlamaların hepsinin nedeni de gaz sancıları değildir.

Bunlar
Açlık
Diş çıkarma
Kulak ağrısı
İshal
Başka sebeplerle oluşan barsak spazmları
İdrar yolu enfeksiyonları
Popo (anüs) çevresindeki yara ve çatlaklar
Pişik
Pamukçuk
Gizli veya belirgin fıtıklar
Ağız ve dişeti sorunları
Vücudun herhangi bir yerindeki kırıklar
Bazı sinirsel hastalıklara eşlik eden ağlama tipleri...
Bunları ayırt etmek için mutlaka çocuk hekiminize danışmanız gereklidir.

Gaz sancıları; zarar verici olmayan, belli bir süre ile sınırlı fizyolojik bir olay olduğuna göre belirgin bir tedavisinin olması da beklenemez. Bu durumda kesin tedavi etmekten çok gazı azaltıcı bir takım önlemler ve davranış biçimleri içine girmemiz gerekmektedir:

Öncelikle bebeğin gaz sancısı dışındaki herhangi bir sebepten dolayı ağlamadığını tespit etmemiz gereklidir. En çok karıştığı durum olan açlık'tan ağlayıp ağlamadığını saptamak kolaydır. Anne sütünü verdiğinizde susuyorsa sebep açlıktır. Yok eğer susmuyorsa her ağladığında inatla anne sütü veya mama veriliyorsa, sırf bu yüzden gaz sancısı daha da artabilir. Sık sık ve düzensiz beslenen çocukların gaz sancıları daha da artabilir. Hele hele erken dönemde başlanan ek gıdalar bu tabloyu iyice dramatikleştirir.

Bebeklere şekerli su verilmesi, emziklerin bala veya pekmeze batırılarak verilmesi, çok erken aylarda nişastalı gıdalara başlanması, meyva ve meyva sularının gereğinden çok verilmesi veya meyvaların olgunlaşmamış olması da gazı artırır.

Gereğinden fazla su içirilen veya tam tersi yeterince su verilmeyen bebeklerde de gaz fazla olur.

Uzun süre açıkta kalan yiyecekler (özellikle süt ve sütlü yiyecekler), iyi temizlenmemiş şişe-kaşık ve emzikler, uzun süre kapağı kapatılmamış şuruplar (vitaminler, antibiyotikler, ateş düşürücü-ağrı kesiciler) de basit mikrobik kirlenmeler nedeniyle gaz yapabilirler.

Altının uzun süre ıslak bırakılması, bulunduğu ortamın aşırı sıcak veya soğuk olması, uzun süre aynı konumda yatırılması da gazı artırabilir.

Bebeğin kundaklanması, hareket kaabiliyetini sınırlayan kuşaklarla sarılması da gazı artırabilir.

Annenin beslenmesinin gaz oluşumundaki rolü sanıldığı kadar belirgin değildir.

Anne ve babanın sakin, hoşgörülü ve sevecen olması çok önemlidir.

GAZLI BEBEKTE NELER YAPILABİLİR?

Anne ve babanın sakin olması, bebeğe şefkatle ve güvenle yaklaşması

Aşırı sıcak veya soğuk ortam oluşturulmamalı,

Dar ve sıkıcı veya üst üste giysiler giydirilmemeli,

Besinler hazırlanırken hijyen (temizlik) kurallarına uyulmalı,

Bebekler hep aynı pozisyonda yatırılmamalı, yan olarak veya karın üstü yatırılmalı (karın üstü yatırılırken bir kişinin bebeğin yanından ayrılmaması gerekiyor),

Karnına ve ayaklarına ılık bezler konulmalı,

Her beslenmeden sonra en az yarım saat ve en az iki kere "Gark" edene kadar gazı çıkartılmalı,

Bebeğe okşayarak ve severek güzel sözler söylenmeli,

Sinirsiz olduğu bir zamanda bebeğe uygun masaj yapılmalı,

Gereğinden fazla emdirilmemeli, gereksiz yere ek besinler verilmemeli,

Rezene çayı ve anason verilebilir.

Doktorunuza görünmeli ve onun önerilerine uymalısınız.
AŞI TAKVİMİ
Bebek doğar doğmaz:
Hepatit B I. Dozu (ilk 72 saat içinde)

2. Ayın bitiminde:
DBT (karma aşı) I. Dozu
Verem aşısı (BCG)
Çocuk Felci I. Dozu (Polio)
Hepatit B II. Dozu
HİB I. Dozu

3. Ayın bitiminde:

DBT (karma aşı) II. Dozu
Oral Polio II. Dozu
HİB II. Dozu

4. Ayın bitiminde:
DBT (karma aşı) III. Dozu
Oral Polio III. Dozu
HİB III. Dozu

9. Ayın bitiminde:
Hepatit B III. Dozu

12. Ayın bitiminde:
3 K(I. Doz)Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak

16-24 Aylar arasında:
DBT (tekrar)
Oral Polio (tekrar)
HİB (tekrar)

İlköğretim I. Sınıf:
Oral Polio (tekrar)
(3 K II. Dozu) Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak
Erişkin tip Difteri Tetanos

İlköğretim 8. sınıf:
Hepatit B (3 doz)
Erişkin tip Difteri tetanos
Kızamıkçık
OYUNCAKLAR
1 Yaşına Kadar

Çocuklar koku, tat, ses, görme ve dokunma duyularına sahip olduklarından, değişik oyuncaklar ararlar. Oyuncaklar, çocuklara boyutları, büyüklükleri, sesleri, yapıları ve işlevleri, anlama ve karşılaştırma becerisi kazandırır.

Bu yaş gurubundaki çocuklara oyuncak seçerken

Her şeyden önce çocuğun yutamayacağı büyüklükte parçalardan oluşmuş, Hafif, keskin kenar veya yüzleri olmayan, kolay tutulabilen, Zehirli boya ve kimyasal madde içermeyen parlak renklerdeki, oyuncaklar tercih edilmelidir.

Çok küçük bebekler için, ilgilerini çekebilecek, bakılacak şeyler veya sesleri ile dinlemesini sağlayacak oyuncaklar önerilir. Bebek bir şeyler tutacak olgunluğa geldiğinde, yumuşak, üstüne bastığınızda öten veya sallandığında ses çıkartan oyuncaklar önerilir. Yumuşak bebekler veya hayvan şekilli oyuncaklar en tercih edilenlerdir. Bu tür oyuncaklar, çocuklar tarafından ağızlarına götürülürler, ısırılırlar. Yapıldıkları materyallerin mutlaka toksik olmaması gerekir. Ayrıca kolayca parçalara ayrılmamaları gerekir.

Oturma yaşına gelen bebeklere, üzeri parlak renkli, küpler verilebilir. İç içe konan kutu ve küpler, halkalar, bebeklerin en tercih ettikleri oyuncaklardır. Parlak renkli ve basit resimler içeren kitaplar da, bu yaşlarda bebeklerin çok beğendikleri oyuncaklardandır. Yürümesini öğrenen veya emekleyen bebekler toplarla da çok severek oynarlar.

Yaratıcılığı artıran ve zeka geliştiren oyuncakların başında belki de Lego'lar gelir. Lego ile her şey yapıla bilmektedir artık. Kimi zaman oyuncak, kimi zaman tablo, kimi zaman da bir sanat şaheseri. Lego, iki yıl sonra otuz yaşına basacak. Acaba ne kadar tanıyoruz bu oyuncağı?

İlk Lego'lar çıktığında beri tam 28 yıl geçti. Dünya'da 400.000.000'ün üzerinde insan, Lego'larla kendilerine küçük küçük dünyalar yarattılar. Bu plastik harikalar, modüler oyuncak mantığının ilk ve en önemli örneklerinden sayılmaktadır. Artık çağdaş oyuncak kavramının klasikleri arasına girmiştir. Lego sözü Danimarka dilinde "Leg God" yani "güzel oyun" sözcüklerinin kısaltılması ile ortaya çıkmıştır. Lego firması 1934 yılında Danimarka'da Billund'da Ole Kirk Christiansen tarafından kuruldu. Firma ilk olarak ahşap oyuncaklar üretiyordu. Hiç kimse o zamanlar Lego adının dünya çapında bir isim ve firma olacağını kestiremezdi. İlk Lego taşı 1949 yılında selüloz asetattan üretildi. 1950'lerin başında firmayı kuran Ole Kirk Chirstiansen'in oğlu Godtfred Kirk Chirstiansen modüler bir oyuncak ya da oyun üzerinde çalışmaya başladı. Bu oyuncaklar plastikten üretilecekti. Proje sonucu Lego'ların seri üretimine 1958 yılında başladı.

İki yıl içinde bu oyuncağın patenti alındı. Lego'lar geçme prensibi ile çalışan modüler oyuncaklardı. Ne Godtferd, ne de babası hiç tasarım eğitimi almamalarına karşın bu oyuncak tasarımda ilerisi açık bir mükemmellik sergiliyordu. 1960 yılında ahşap modüler oyuncak üreten fabrikaları yanınca ahşap oyuncak üretimi tamamıyla durduruldu ve firma kendini Lego tuğlalarını geliştirmeye ve pazarlamaya verdi. Artık selüloz asetatın yerini ABS plastik aldı. ABS plastiğin kalıplanması, renklendirilmesi daha kolaydı. Böylece yalnızca lego tuğlalar ve pencerelerle evler üretilmiyordu. Çeşitli insan figürleri, otomobiller, trenler aklınıza ne gelirse onlar yapılıyordu. Günümüzde yüzün üzerinde tasarımcı Lego için model üretmekte ve her gün yeni yeni ürünler piyasaya girmekte ve patent üstüne patent almaktadır. Lego beş kategoride ürün üretmektedir. Küçük çocuklar (0-6 yaş grubu) için Lego Duplo, 6-16 yaş grubu çocuklar için Lego System; 9-14 yaş ve üstü için Lego Teknik eğitim için Lego Dacta ve yönlendirme sistemleri için Modulex adlı ürün çeşitleri.

Hiçbir tuğla ile Lego'nun yapabileceğini yapamazsınız. Renkli yıllar boyunca değişmemiştir: kırmızı, mavi, sarı, yeşil, siyah, beyaz, gri, ve şeffaf. Bu renklerin yanına parlak kırmızı ve parlak sarı girmiştir (1990). Lego artık bir dünya markası olmuş ve birçok çocuğun düşlerini süslemektedir. Yalnızca çocukların değil yediden yetmiş yediye herkes için Lego var.

Oyun ve oyuncak, çocuğun erişkinliğinde, mutlu olması ve başarılı bir kişi olması için çok önemlidir. Çocuklar oyuncakları ile oynarlarken, fiziksel bazı yetileri de gelişir. Tutmak, sarılmak, koşmak, tırmanmak, denge sağlamak, oyun ve oyuncaklar ile hızla gelişir. Kas gücü artar. Beyin, el ve ayakların kullanımında daha da ince çalışmasını öğrenir, çocuk çabukluk kazanır.

Oyun sırasında çocuklar arasında ortaya çıkan iletişim, dil gelişimini sağlar. Oyun sırasında ebeveynlerin, önce basit sesler içeren oyunlarla, daha sonraları da masal anlatmak, bazı sözel komiklikler yapması da, çocuk tarafından dil becerisinin kazanılmasında çok önemlidir. Oyun ve oyuncak, çocuğun sosyalleşmesinde önemli bir yer tutar. Oyun sırasında çocuklar bir şeyleri paylaşmak, sıra beklemek, diğerlerine bir şeyler anlatmak ve onları anlamak gibi sosyal becerilerini geliştirirler.

Oyuncaklar ve oyunlar, çocuğa yaşadığı ortamı ve yaşamı anlaması konusunda büyük yardımcı olur. Uygun oyuncaklar ve oyunlar, çocuğun duygusal sağlığını da olumlu olarak etkiler. Aile bireyleri arasındaki sevgi bağlarını kuvvetlendirir. Ebeveynlerin de çocuğun oyunlarına katılması, çocuğun ruh sağlığı ve gelişimi açısından çok faydalıdır. Ebeveynler oyunlara katılırlarken, çocuklarını yakından izlemek, onların becerilerini, ilgi alanlarını ve bunların gelişimini yakından gözlemlemek şansını yakalarlar. Oyun, sadece çocuklarınızın gelişimini gözlemlediğiniz bir ortam olmamalıdır. Sizler de çocuklarınızla oynamaktan zevk almalısınız
BEBEĞİMİN İLKLERİ
Bebeğimize ait her türlü bilginin olduğu bir defter hazırlayabiliriz

İlk Gülücüğü:.................................
İlk Kez Hareketleri Görmeye Başlaması:......
İlk Mırıldanışı:...................................... .
İlk Kaprisi:.......................................... .
İlk Banyosu:........................................
İlk Saç Kesimi:.....................................
İlk Tırnak Kesimi:..................................
İlk Dışarı Çıkışı:....................................
İlk Oyuncağı:......................................
İlk Emeklemesi:...................................
İlk Düşüşü:.........................................
İlk Yürüyüşü:......................................
İlk Kelimesi:........................................
İlk Arkadaşı:.......................................
İlk Tuvalet Alışkanlığı:..........................
İlk Diş Çıkarması:.................................
Sevdikleri-Sevmedikleri...
Yemekler (sevdiği):...........................
Yemekler (sevmediği):.......................
Meyveler (sevdiği):...........................
Meyveler (sevmediği):.......................
İçecekler (sevdiği):..........................
İçecekler (sevmediği):......................
Oyuncaklar (sevdiği):.......................
Oyuncaklar (sevmediği):...................
Notlar...
İlk Doğum gününden:.......................
Komik Tarafları:..............................
Diğer:..........................................
GÜNEŞ VE ÇOCUĞUMUZ
0-1 Ay: Yeni doğan bebeğin, özellikle ilk günlerinde ortam ısısı normal sınırların üstüne yükseldiğinde terleme fonksiyonu yeterli olmadığından vücut ısısı yükselebilir ve bebeğinizi olumsuz etkileyebilir. Bebekler bu ortamda deri yoluyla çok miktarlarda sıvı kaybedebilirler. Bu nedenle bebeklerin yaz aylarından güneş ışınlarının dik olduğu saatlerde serin ortamlarda kalmasına ve oda ısısının 25 C derecenin üstüne çıkmamasına dikkat edilmelidir.

1-12 Ay: Kemik gelişimi için gerekli bir vitamin olan D vitamini güneş ışınlarının yardımıyla vücutta sentezlenir. Bu vitamin özellikle hayatın ilk yıllarında sağlıklı bir gelişim için şarttır. Her gün yarım saat; baş, kol ve bacakları çıplak olarak güneşlendirilen bebek vücudu için gerekli miktarı bu yolla sentezler. Cam, güneşin bu etkiye sahip ışınlarının geçişini engellediğinden cam arkasından güneşlendirmenin faydası olmaz.

1 Yaş ve Üzeri Çocuklar: Çocuğunuzun güneşten faydalanmasını sağlamalı ancak zararlarından korumalısınız.

Hangi Saatlerde? Zararlı güneş ışınları en yoğun olarak günün en aydınlık saatlerinde etki eder. Her yaştaki insanların bu saatlerde direkt güneş ışığına maruz kalmaktan sakınması gerekir. Sıcak günlerde bebek ve çocuklarınızı saat 10:00-16:00 arasında dışarı çıkartmamalısınız.

Nasıl Koruyalım? Koyu renkler güneş ışınlarını emerek zararlı etkilerinin yoğunlaşmasına neden olur. Bu nedenle sıcak günlerde kendinizin ve çocuğunuzun elbiselerini açık renklerden seçmelisiniz. Çocuğunuz güneşli havada dışarıda bulunacaksa güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı koruyucu kremlerden sürmelisiniz. Bu kremler her yaştaki çocuklar için kullanılabilir. Çocuğunuzun yaşı ne kadar küçükse faktör olarak belirtilen koruyuculuk düzeyi o kadar yüksek olanları tercih etmelisiniz.

Gölge Güvenli mi? Çocuğunuz gölgede de güneş ışınlarının zararlı etkisi altındadır. Bu yüzden sıcak havalarda güneş ışınlarının en dik geldiği saatlerde, gölgede dahi çocuğunuzu açık renk giysiler ve kremlerle korumalısınız.

Sıcaklar ve Çocuğunuz: Aşırı sıcak havalar hayatın her iki ucundakı insanları ve hastaları en fazla etkiler. Sıcak havada dikkat etmeniz gereken en önemli nokta çocuğunuzun artan sıvı ihtiyacıdır. Bebeğiniz ne kadar kücükse sıcak havadan o kadar fazla etkilenecektir. Çocuğunuzun ve bebeğinizin kaybettiği sıvıyı muhakkak yerine koymalısınız. Bebeğiniz için en uygun sıvı, su ve taze meyve sularıdır. Daha büyük çocuklarınız için su, taze meyve suları ve hafif tuzlu ayran arasında tercih yapabilirsiniz. Herşeye rağmen, sıcak havada bebeğiniz halsizleşti, yaptığı idrar miktarı (daha az sayıda bez kirlettiyse), göz yaşı ve ağız salgıları azaldı, başka bir neden olmaksızın ateşi yükseldiyse muhakkak doktorunuza başvurun.

Deniz ve Çocuğunuz: Sıcak günlerde çocuğunuzun da denize girerek serinlemesine engel olmamalısınız. Girilmesinin sakıncalı olduğu bildirilen kıyılar dışındakiler çocuğunuz için uygundur. Çocuğunuzu hiçbir zaman tek başına, kol ve bel simitleri takılı olmadan denize sokmayın, suda kendisini güvende hissetmesine yardım edin.

Havuz ve Çocuğunuz: Durgun sular çocuğunuza zarar verebilecek mikropları içerebilir. Özellikle sıcak günlerde çok sayıda insanın girdiği, günlük olarak suyunun değiştirilmediği, bakımının yeterince yapılmadığı havuzlar çocuğunuz için uygun değildir. Çocuğunuz muhakkak bir havuzu kullanacaksa onun temizliğinden ve güvenliğinden emin olmalısınız. Çocuğunuzun hiçbir zaman denizde olduğu gibi havuzda da tek başına, kol ve bel simitleri olmaksızın girmesine izin vermemelisiniz. Deniz veya havuz arasında tercih yapmanız gerekirse kararınız denizden yana olsun.
TÜM BİLGİLER www.allahyolunda.com dan alıntıdır....( rabbım hak yolunda gıden kardeslerımı korusun...)